Katar'dan yayın
yapan ünlü el-Cezire televizyonun Pakistan ve Afganistan uzmanı Ahmed
Zeydan, 20 yıldır bölgede yaşıyor. Bölgedeki birçok değişime yakından
tanıklık etmiş biri. El Cezire kanalı için hazırlamış olduğu Usame bin
Ladin ve Taliban hakkındaki iki belgeselini daha sonra genişleterek
kitap olarak yayımladı.
Ladin ve Molla Ömer ile yaptığı
görüşmeler ilk elden edindiği bilgiler dezenformasyon çağında
haklarında komplo teorileri üretilen bu iki kişilik hakkında daha
sağlıklı bilgiler almamızı sağlıyor. Zeydan kahramanlaştırılan ya da
şeytanlaştırılan tablolar yerine gerçek olanı anlatmaya çalışıyor.
Elbette Zeydan'ın anlatımlarını da "şahsi görüşleri ve yorumları"
olduğunu hatırdan çıkartmadan ancak bölge hakkındaki tecrübe ve
gözlemlerine de güven duyarak sizlerle paylaşıyoruz.
Bölge
hakkında birçok Arap televizyonu ve gazetesinin bizzat bilgisine
başvurduğu Ahmed Zeydan ile Türkiye'ye yaptığı ziyaret esnasında
timeturk görüştü. Türkiye'yi çok sevdiğini söyleyen Zeydan, İstanbul'a
ayrı bir sevgi duyduğunu söyledi. İşte, Ahmed Zeydan ile Pakistan'daki
son olaylar ve Taliban üzerine yaptığımız sıra dışı bir röportaj;
OLUMSUZ PROPAGANDALARA RAĞMEN HALK İSLAMİ YÖNETİM İSTİYOR

-İlk
olarak şu anda dünya gündemini işgal eden Swat bölgesinden başlamak
istiyoruz. Swat sorununun bu denli öne çıkmasını neye bağlıyorsunuz?
Aslında
Veziristan bölgesinde sorunlar daha büyük. Pakistan kendi otoritesinin
fiilen olmadığı bu kabile bölgelerinin artık kendi faydasına olmadığını
düşünüyor. Buraları bir başbelası olarak görüyor. Son saldırının
psikolojik arka planını böyle özetleyebiliriz. Pakistan'da yaşayan biri
olarak söz konusu bölgelere bireysel geziler yaptım. Gözlemlerim
sonucunda diyebilirim ki Pakistan yönetimiyle kabileler arasındaki
sorunun çözülmesi çok zor. Hele Pakistan Ordusunun bu sorunu çözebilme
ihtimali hiç yok. Çünkü artık ne Veziristan'da ne de Swat vb. kabile
bölgelerinde Pakistan devletinden hiçbir iz göremiyorsunuz. Özellikle
bölge halkı Pakistan devletine yönelik büyük bir öfke duyuyor. Örnek
vermek gerekirse eskiden insanlar sorunlarını Şer'i mahkemelerinde çok
kısa zamanda çözebilirken modern mahkemeler'in gelmesiyle rüşvet dahi
verilse davalar uzun yıllar sürüyor. Bu sebeple Şeriat'ı sadece Taliban
istemiyor. Tüm bölge halkının genel eğilimi şeriat hukukun yeniden
tesisi yönünde. Bölgeye yönelik saldırılarda ikinci etken ise Butto'nun
dul eşi Asıf Zerdari'nin lideri olduğu Halk Partisi'nin iktidara
gelmesiydi. Hatta Amerikan çıkarlarından çok Halk Partisinin
çıkarlarına daha fazla uyuyor bölgede savaşın olması. Halk partisi
bölgedeki çatışmadan beslenmeye çalışıyor. ABD ile Halk Partisinin
çıkarlarının bu noktada uyuşması bölgedeki saldırıların alevlenmesine
sebep oluyor. Ayrıca Swat Başkent İslamabad'a çok yakın bir yerde
bulunuyor. Swat'ta var olabilecek İslami bir yönetimin gelecekte
Pakistan merkezi'ne yayılabileceğinden de korkuluyor.
Pakistan
Ordusu, kadim tehdit ve baş düşman Hindistan ile mücadele etmek üzere
kurulmuş bir ordudur. Ordu bu mantık üzere tesis edildiği için tamamen
meydan muharebesine göre eğitim almaktadır. Bu sebeple Kabile
bölgelerindeki gerilla savaşına hazırlıksız durumda. Bu sebeple de
yenilgiye baştan mahkûm olmuş durumdadır.
-Swat bölgesinde ya da Veziristan gibi kabile bölgelerinde ayrı bir devlet kurulma ihtimali var mı?
-Ayrı
devlet kurulması mümkün. Şuan açıktan dillendirilmese de Pakistan
tarafında böyle bir korku da var. Söz konusu bölgelerde çok verimli
tarım arazileri ve su kaynakları var. Şu an itibariyle bölge halkının
böyle ayrılıkçı bir talebi yok ancak tarihte Veziristan zaten ayrı bir
emirlik olarak varolmuş. Yani böyle bir potansiyel mevcut. Ancak
hatırlatmak gerekir ki Swat kabile bölgelerinden sayılmamaktadır.
-ABD'nin Pakistan politikasının geniş vadede ne gibi eğilimleri var?

Dünya'da
ABD'nin çok stratejik düşündüğüne ve uzun vadeli planlar yaptığına dair
yaygın bir kanat var. Ben şahsen bu kanaate katılmıyorum. Bence bugün
ABD dış politikasının en büyük sorununu da bu gün be gün değişen
politikasıdır. Günü birlik değişen stratejilerinde ABD'nin uzman olduğu
konu taktiksel değişimlerdeki ustalığıdır. Temmuz ayının sonunda ABD
makamları Afganistan'da öldürülen asker sayısını toplam 50 olarak
açıkladı. Oysa bende olan bilgiler bu sayının çok çok üstünde ABD
askerinin öldürüldüğünü gösteriyor.
Ayrıca altını çizmemiz
gerekir ki ABD hiçbir zaman Pakistan'a yatırım yapmamıştır. Örneğin
Pakistan'ın bugün en büyük sorunlardan birisi elektrik sorunudur. Şayet
bir darbe olursa bu darbenin etkenlerinde birisi de elektriksizlik
olacaktır. Pakistan ekonomisi iflas eşiğinde gelmiş durumda.
Fabrikalar'da üretim hacmi gittikçe düşüyor.
-Tüm
olumsuzluklara rağmen Pakistan'ın elinde atom bulunmasını nasıl
açıklıyorsunuz? ABD ve Pakistan'ın arasında Atom enerjisi konusunda
nasıl bir ilişki var?
-ABD'nin Pakistan siyasetinin bugünkü
taktiği, Pakistan'ın gittikçe derinleşen bir kaosa sürüklenmesidir. ABD
aynı şeyi Irak'ta da denemeye çalışmıştı. Pakistan'da ne kadar kaos
çıkarsa ABD'nin Pakistan hükümeti bir şey yapamıyor dolayısıyla
Pakistan'ı işgal etme hakkımız doğar söylemi güçlenir. Bu sebeple ABD
Pakistan'daki kargaşayı besleyerek bölgeyi kontrol etme zeminini de
oluşturuyor.
KABİLE BÖLGELERİNDE KONTROL KİMDE?
-ABD
kabile bölgelerine hemen her hafta düzenli olarak saldırılar
düzenliyor. Pakistan hükümeti kendi topraklarında bu saldırılara neden
izin veriyor?

Söz
konusu bölgeler Uluslararası camia nezdinde Pakistan sınırları içinde
görülmekle beraber aslında fiilen zaten bağımsız bölgelerdir. Pakistan
merkezi yönetimi ise kısmen ve zaman zaman bu bölgelerde etkin
olabilmektedir. Özellikle Keşmir sorununda Uluslararası camiadan
Pakistan'a bir eleştiri yöneltildiğinde Pakistan bu bölgelerin kendi
kontrolünde olmadığını ileri sürerek savunma yapardı oysa söz konusu
bölgelerde o dönemlerde kısmi kontrolü vardı. Pakistan rejimi
Veziristan ve Keşmir bölgelerine hep iç siyasetle ilgili değil ama dış
siyasette bir kart olarak görmüştür. Ancak bugün bu kart Pakistan
rejiminin başına iş açmaya başladı. Örneğin bugün ABD Pakistan'a diyor
ki, Üsame b. Ladin'i yakala çünkü o senin topraklarında saklanıyor.
Pakistan'ın bu talebe cevabı ise; Veziristan'ın kontrolünün
kendilerinde olmadığı ve o bölgeye giremeyecekleri oldu. Bunun üzerine
ABD de bölgeye kendi başına saldırmaya başladı. Çünkü ABD'de şöyle
düşünüyor o bölgeler senin kontrolünde değil ise benim de saldırı
hakkım vardır demeye getiriyor…
AFGANİSTAN'DAKİ DİRENİŞ ÇOK FARKLI
-Gerek
Pakistan'da gerekse de Afganistan'da ABD'ye karşı savaşan Taliban ve
destekçisi yerel güçler diğer süper güçlerden destek alıyorlar mı?
Bölgede Amerika'ya karşı Çin ve Rusya var. Finans ve Silah konusunda
dünyadaki güç dengeleriyle ilişki içinde mi Taliban?

-Tarihe
baktığımızda görüyoruz ki, dünyadaki pek çok direniş hareketi savaştığı
güce karşılık o gücün rakiplerinden yardım alır. Ancak tarih gelecekte
yazacaktır ki, Taliban direnişi hiçbir dünya gücünden destek
almamaktadır. Taliban tamamen yerel dinamiklerden beslenmektedir. Başka
bir örnek vereyim. Saddam Hüseyin kendi ülkesinin lideri olmasına
rağmen kendi ülkesinde yeterince saklananamıştır. Ancak Üsame b. Ladin
ve Eymen ez-Zevahiri başka bir kültürde dilini ve yolunu bilmedikleri
bir toplumda halen saklanıyorlar. Amerika'nın ilah olduğuna inanıyorsak
ya da Allah'ın Müslümanlara yardım etmediğini düşünüyorsak başka
mesele! Ayrıca sosyolojik açıdan da Afganistan'daki direniş diğer
ülkelerdeki direnişlerden çok farklı bir yapıya sahip. Taliban hareketi
halkla bütünleşmiş durumda. Ne kendilerini halktan ayrı gören bir grup
üst yetkili ne de kendilerini halk desteğinin arkasında gören insanlar
bilakis Taliban halkla iç içe geçmiş bir direniş özelliğini gösteriyor.
Bu desteğin yanı sıra, Afganistan'ın her yerine yayılmış durumda. Bu
desteğe Rusya'ya karşı gösterilen direniş tecrübesini de eklemek gerek.
TALİBAN'IN SİLAH FABRİKALARI
Silah konusuna
gelince. Pakistan'daki kabile bölgesiyle Afganistan içlerine uzanan
Peştun bölgesinde 250 yıldan bu yana silah fabrikaları mevcut. Bu silah
endüstrisinde helikopter ve uçak hariç her türlü silahı üretiyor. Hatta
19. yüzyılda İngilizler bölgeye geldiğinde kendi silah ihtiyaçlarını bu
silah sanayinden karşılaşmışlardır. Şimdi söyleyeceğim şeye çok
şaşırabilirsiniz, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında Peştun
bölgesinde Fakir İddi adında bir lider var idi. Sultan 2. Abdülhamid,
Mekke Valisine Fakir İddi'ye ekonomik ve askeri açıdan destek olması
emrini vererek Osmanlı'nın Peştun bölge sorumluluğunu verdi. Amacı
bölgedeki İngiliz nüfuzunu kırmaktı. Bölgedeki silah sanayi halkın
geçimini sağladığı köklü bir geçim kaynağı durumda. Hatta Pakistan
Ordusu da tank yapımından silah alımına kadar ihtiyacını bu
fabrikalardan gideriyor. Ordu silah elemanı olarak ta bu fabrikalarda
yetişmiş elemanları işe alıyor.
Silah ham maddesini nerden buluyorlar?
-Bu
insanlar yüzyılı aşkın süredir savaşıyorlar. Özellikle de Rus savaşı ve
iç savaş sonrası halkta olan silahlar ve silah parçaları, hurda
metaller silah sanayinin ham maddelerini teşkil ediyor. Hurdaları satın
alan fabrikalar, bunlarla yeni silahlar imal ediyor. Bölge insanı
silahsız yaşamaz. Her evde mutlaka silah vardır. Hatta bölgedeki silah
üretimi o kadar çok ki komşu ülkelere dahi bu fabrikalardan silah
satılıyor. Özbekistan, Tacikistan ve İran bile bu silahlardan alıyor.
Ben bizzat bu silah fabrikalarını ziyaret ettim. Hatta konuyla ilgili
el-Cezire TV'de yayınlanan bir belgesel de hazırladım.
İSLAMCILAR AFGANİSTAN VE PAKİSTAN'I TANIMIYOR
-Taliban hakkında Dünya kamuoyunda çizilen bir imaj var. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Taliban
hareketi düşmanları tarafından bize tanıtılıyor. Onları medeniyet
kaçkını vahşi insanlar oldukları propaganda yapılıyor. Emin olun ki ben
bir Arap olarak tek başıma Taliban kontrolündeki bölgelere gittiğimde
duyduğum huzuru İslamabad'da bulamıyorum. Oradaki insanlar size o kadar
ihtiram gösterir ki şaşa kalırsınız… Dünyadaki İslami hareketler dahi
Taliban'ı hatta Pakistan ve Afganistan'ı yeterli tanımıyor. Bir kısım
İslamcılar hala 80'lerin kafasıyla bölgeyi okumaya çalışıyor. Bölgede
olup bitenleri anlamakta zorlanıyor. Çünkü Müslüman toplumlar dahi
kendi coğrafyalarını ya batılı ajanslardan ya da bölge hakkında birkaç
kırıntıya sahip insan devşiriyor. Bunun sonuçları da hakikaten çok
vahim.
ABD TARİHTEN DERS ÇIKARMIYOR
-Afganistan'daki işgal kuvvetlerinin başarılı olabilme ihtimali var mı?

Aslında
ABD ve müttefiklerinin Afganistan'a gelmeleri büyük bir mucize. Çünkü
günümüzün işgalciler tarihi okumuyorlar ve ondan ders almıyorlar. Onlar
çılgınca bir karar alarak Afganistan'a geldiler. Sanki belalarını
ararcasına… Bir örnekle konuyu açıklayayım; Rusya Afganistan'a girmeden
1 gün önceden Reuters muhabiri, ajansa geçtiği bir haberde Rusya
başarılı olamayacağını yazdı. Ona ajansın genel merkezinden tepki
gelmişti. Ancak tarih, muhabiri haklı çıkarttı.
EL KAİDE ABD'Yİ AFGANİSTAN'A ÇEKTİ
12
Ekim 2000 yılında Yemen açıklarında USS Cole adlı ABD savaş gemisine
yapılan saldırı hakkında El Kaide liderleri ile röportaj yapmam için El
Cezire merkezi beni görevlendirdi. Röportajı yapmak için Üsame b. Ladin
ve Ebu'l Hafs el-Mısri ile görüşmek için Afganistan'a gittim. Oturduk
konuştuk. Kendisine saldırıyı neden yaptıklarını sorduğumda Ebu'l Hafs
oturumumuzda dedi ki, Biz ABD'yi vurduk ki o da gelsin Afganistan'da
bizi vursun. Onlara Afganistan'da öyle bir darbe indireceğiz ki
afallayacaklar. Hatta, “Onlara öyle bir saldırıda bulunacağız ki ABD
Afganistan'a gelmek zorunda kalacaklar” demişti. Mısri devamla dedi ki
“bizim ABD ile savaşabileceğimiz üç ülke var. Afganistan, Irak ve
Somali. Bu üç ülkede de kaybedecek bir şeyimiz yok. ABD'lileri çok
rahat biçimde bu üç bölgede yenilgiye uğratabiliriz.” Ebu Hafs daha
sonra ABD'nin nerelere saldıracağını teker teker haritada gösterdi.
Bana dedi ki bu süreç içinde Taliban'ın iktidardan düşeceğini de
biliyoruz ama Allah'ın izniyle bu savaş Amerikalıların sonu olacak.
Dikkatinizi çekerim, tüm bu olanlar 2000 yılında yaşandı. Bu tarihi
emaneti Ladin'in insani yönünü ele aldığım “Maskesiz Bin Ladin”
kitabımda da okuyucularımla paylaşmıştım. Bu kitabım Ladin'le yaptığım
daha önce yayınlanmamış röportajlarımdan oluşuyor. Bu röportajlarda
Ladin de benzeri ifadeler kullandı. (Not: Bu kitap yakında Türkçe'ye tercüme edilecek.)
TALİBAN NEDEN “İMARAT” SÖZCÜĞÜNÜ KULLANIYOR?
-NATO
yetkilileri, “Ilımlı Taliban” ile görüşebileceklerini belirtiyorlar.
NATO'nun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Gerçekten Ilımlı Taliban diye
bir şey var mı? Uzlaşı olabilir mi iki taraf arasında?
-Ilımlı
Taliban diye ne bir grup ne de böyle bir eğilim var. Taliban'ın tamamı
işgale karşı direniş içindedir. Bu tip tanımlamalar, Batılıların
İslam'ın yönetim mantığını anlayamamalarının sonucudur. Taliban
hareketi bugün Molla Ömer'e bağlıdır. Molla Ömer Afganistan'da “Emiru'l
Mü'minin /Mü'minlerin Emiri”dir. Onun sözleri ona bağlı herkesi
bağlayıcıdır. Batılılar bu kavramların önemini anlamakta zorlanıyor.
Taliban dışında ABD'lilere karşı savaşan başka bir hareket olmadığına
göre ve Taliban da ABD ile Batılılar oradaki yönetimi sıradan batılı
bir yönetim gibi algılıyorlar. Görünen o ki NATO güçleri Afganistan'da
büyük bir hezimete doğru sürükleniyorlar. Bölgede ulus devletler dönemi
bu hezimetlerle sona erecektir. Dikkat ederseniz Taliban, İslam
cumhuriyeti, Vatan, Ulus devlet ya da Demokrasi gibi kavramları
kullanmıyor. Devletlerini kurduklarında “İmarat” (Emirlikler) sözcüğünü
kullandılar. Bu kavram batıyı dehşete düşürdü. Şimdi de ABD'ye karşı
büyük bir taaruza geçmeye hazırlanıyorlar. Onların hesabı ABD'nin yeni
işgallere kalkışamayacak derecede büyük darbe yemesi.
Bakın
İngiltere, sadece Helmand bölgesinde her ay 12 milyar pound harcama
yapıyor. Hiçbir devlet bu kadar harcamayı uzun süre yapamaz. Bugün
İngiltere'deki ekonomik krizin arkasındaki nedenlerin başında bu
geliyor. Ancak bu gizleniyor. Bir de bir devlet, bu kadar büyük
harcamayla nasıl bu işgali uzun sürdürülebilir ki?
MOLLA ÖMER, HANEFİLİĞİ ÖNEMSİYOR
-
Molla Ömer hakkında yaygın bir kanaat mevcut. Kendisinin katı
düşüncelere ve dini yorumlara sahip olduğu, dini taassuplarının olduğu
iddia ediliyor. Siz kendisiyle görüştünüz bu iki şahsın fikir yapıları
hakkındaki izlenimleriniz neler?
-Molla Ömer'in yanı sıra
Üsame bin Ladin ile de görüşme imkânı buldum. Ancak Arap olması
itibariyle daha rahat konuşabildiğim ve uzun vakit geçirdiğim kişi
Üsame b. Ladin'dir. Molla Ömer'den bahsedecek olursak. Molla Ömer
Hanefidir ve Hanefiliği ciddi manada önemserler. Hanefiler İslam
düşüncesinde vakıa ile uyumu temsil ederler. Bu sebeple uzun yıllar
iktidarların resmi mezhebi olmuşlardır. Örneğin Abbassiler ve
Osmanlılar Hanefi idiler. Taassup konusuna gelince. Açıkça ifade
edebilirim ki Ezher'de ya da Suud'da tanıştığım pek çok insan
Taliban'dan daha mutaassıp kişiliğe sahip. Örneğin, Ben Molla Ömer'in
yanındayken bir Arap namaz kılıyordu. Mezhebi gereği namazda her Allahu
Ekber deyişindee ellerini kaldırıyordu. Orada bulunan bir Taliban üyesi
bu adama müdahale etti. Molla Ömer Taliban üyesine bu müdahalesi
sebebiyle kızdı ve dedi ki sen cahil bir adamsın namazdaki bu farklılık
âlimlerin ihtilaf ettiği bir konudur, bir cahil olarak neden âlimlerin
işine karışıyorsun!
Ben Hikmetyar, Sayyaf ve Rabbani gibi eski
Afgan lideriyle de tanışmama rağmen, onlardan böyle bir laf duymadım.
Taliban döneminde Afgan etnik grupları içinde bir çatışma olmaması bile
tek başına yeterlidir. Hatta oraya gelen Araplar Selefi olmasına rağmen
hiçbir sorun yaşanmadı.
DOĞU TÜRKİSTANLILAR ÇİN'E TESLİM EDİLMEDİ
Biliyorsunuz
Doğu Türkistan Afganistan'la sınırdır. Çin zulmünden kaçan 150 Uygur
Türkü Afganistan'a sığınmıştı. Çin bu 150 Uygur'u kendilerine vermeleri
durumunda Afganistan'ın tüm anayollarını modern tarzda yeniden
yapacağına söz verdi. Ki Çin ile Taliban'ı o dönemde arası çok iyiydi.
Taliban, Çin ile arasının bozulması pahasına bu 150 Müslümanı Çin'e
teslim etmedi. Çünkü bu kişiler idam edileceklerdi. Yani Taliban
iktidara geldiği günden beri pragmatist davranmak yerine dini
kitaplarda okuduklarını birebir uygulamaya çalışıyordu. Bundan dolayı
sadece ABD ve batılı ülkelerin değil Rusya, Hindistan, Çin, Özbekistan
ve Tacikistan dâhil herkesin korkusu olmuştu.
TALİBAN NEDEN LADİN'İ ABD'YE TESLİM ETMEDİ?

Peki,
Molla Ömer koltuğunu neden dolayı kaybetti? Bir Müslümanı yani bin
Ladin'i ABD'ye vermediği için… Eğer, Molla Ömer Ladin'i ABD vermiş
olsaydı, bugün hala iktidarda olacaktı. Hatta ABD'li onlarca yetkili
Kabil'e saldırı öncesi Taliban yetkilileri ile onlarca kez görüşme
yaptı. Pakistan dahi Taliban'a baskı yaptı. Ancak Taliban bunu
reddetti. Molla Ömer'in o dönemde kullandığı ve hiç unutmadığım bir
sözünü sizlere nakledeyim: “Ben ileride tarihin şöyle bir şey yazmasını
istemem: Amerika'nın kanunları bu adamın yanında Kur'an'ın emirlerine
galip geldi.” Bu tavır bana Sultan Abdülhamid'in Filistin'i para
karşılığı Yahudilere vermemesini hatırlatıyor.
BURKA, KIZ OKULLARI VE DEĞİŞİM

-Taliban'ın
kadınların eğitimine karşı olduğu, kız okullarını kapattığı iddia
ediliyor. Ayrıca Taliban iktidarında halka zorla bazı uygulamaların
dayatıldığı pek çok şeyin de yasaklandığı söyleniyor. Siz nasıl bir
Taliban'la karşılaştınız?
-Siz ülkenizde başörtüsünün
serbest kalmasını istiyorsunuz. Afganistan halkı da genel olarak
örflerinde yaygın olduğu için peçe takmak istiyor. ABD işgali
sonrasında burka giyenlerin sayısı daha da arttı. Örneğin Ahmed Şah
Mesud'un eşi işgalden sonra Burka giymeye başladı. Benim amacım
Taliban'ı temize çıkarmak değil ama bu gibi konularda gerçek dışı
şeylerle bir harekete iftira atılıyor. Ben gerçekleri anlatmaya
çalışıyorum. Başka bir husus ta şu ki; İşgal öncesi Taliban yönetiminde
aşırı eylemlere imza atan ve katılık yanlısı bazı Taliban liderleri
şimdi Kabil'de Amerikayla beraber işbirliği yapıyor. Kadınların okuması
konusunda da gerçek dışı bilgiler aktarılıyor. Taliban iki şey söylüyor
bu konuda: Taliban yönetimi döneminde kadınların eğitimi için İslami
vakıf ve dernekleri ülkeye çağırıyor ve kadın eğitiminde okullar
açmalarını istiyordu. Sadece Kuveytli bir İslami Davet derneği
Afganistan'da 150 medreseyi finanse ediyordu. Taliban ayrıca şunu da
söylüyordu: Afganistan'da erkeklerimiz de okuyamıyor çünkü
imkansızlıklardan dolayı okulsuzluk sorunu var, neden sadece kadın
okulları konusunda diretiyorsunuz!? İslami kurumların açacağı özel kız
okullarına karşı çıkmıyordu ancak Taliban'ın engellediği okullar
Batılılar'ın Afgan örfüne aykırı eğitim veren okullarıydı. Maalesef
batı bu konuda dahi Müslümanların düşüncelerini iğdiş etti. Örneğin;
Afgan toplumu geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir toplumdur. Rus işgali
sırasında Kabil Üniversitesi'ne alınan kızların mezun olduklarında
büyük çoğunluğu bakire değildi ve halk bu sebeple Üniversiteye karşı
çıktı, kızlarını yollamamaya başladı. Üniversiteli kızlarla kimse
evlenmiyordu. Şunu da belirtmeliyim ki, Taliban dediğimiz hareket tek
bir anlayıştan ibaret ve hiç değişmeyen bir parti değil. Taliban
kadrosu da fikirsel değişim içinde. Helmad'da ve pek çok Afgan şehrinde
halkın arasına karıştım. El Cezire'ye hazırladığım son belgesel için
yaptığım röportajlardan çıkan sonuç şu ki dindar olmayan insanlar bile
Taliban'ı istiyor. Başları açık hemşire ve bayan doktorlar Taliban'ın
geri dönmesini bekliyor. Taliban dahi şimdi geçmişte yaptığı hatanın
farkında. Değiştiklerini söylüyorlar. Dini kuralları kimseye
dayatmayacaklarını söylüyor. Eskiden fotoğraf çekilmesine karşı
çıkıyorlardı. Şimdi bunu cevaz veriyorlar. Kısacası Taliban da işgal
sürecinde yeni bir anlayışa sahip oldu. Artık halkın değerleriyle
örfleriyle çatışmamaya çalışıyor.
AFYON ÜRETİMİ TALİBAN SONRASI YİNE ARTTI
-Şu an Afganistan'da Uyuşturucu sorunu ne boyutta?

Taliban
yönetiminde uyuşturucu üretimine büyük darbe vurdu. Ancak ABD işgali
sonrasında “özgürleşen” Afganistan uyuşturucu üretiminde de özgürleşti
uyuşturucudan ölen tüm dünya gençliğine hayırlı olsun… BM raporları
dahi Taliban döneminde afyon üretiminin ülkede yüzde sıfıra indiğini
kaydetti. Ancak şimdi yine batılı raporlara göre Afganistan dünya afyon
üretiminin yüzde 90'ını karşılıyor. Afgan yöneticilerinin ve kabile
baronlarının çoğu afyon ticareti ile uğraşıyor. Karzai'nin kardeşi bu
işin başını çekiyor. Dünya istihbaratları da bu işi destekliyor.
TALİBAN'IN İÇİNDE ÖZBEK LİDERLER VAR
-Taliban hareketinin Peştun milliyetçisi olduğu da iddia ediliyor. Sizin gördüğünüz Taliban sadece Peştunlardan mı oluşuyor?
Belki
de Türkiye için de önemli bilgi olabilecek bir bilgi vermek istiyorum.
Taliban'ın bugün çok önemli iki bölgesinde Özbek asıllılar liderlik
yapıyor. İçlerinde Tacik unsurlar da var. Türkiye'nin Afganistan'da
Özbekler arasında bile nefretle anılan Raşid Dostum gibi bir suçluyu
halen koruyor olması üzüntü vericidir. Türkiye gibi demokratik olduğunu
çağdaş ve insan haklarına saygılı olduğunu beyan eden bir devletin bir
savaş suçlusunu koruyor olması utanç vericidir.
ÖLÜ LİDERLERİ DİRİLTMEK BOŞUNA
-Diğer İslami hareketlerle Taliban'ın bir ilişkisi var mı?
Taliban'ın
dünyadaki diğer İslami hareketlerle doğrudan hiçbir ilişkisi
bulunmamakta ve tamamen yerel bir cemaat olarak hareket etmektedir. Ona
fikirsel yakınlık duyan kimi cemaatler de okları üzerine çekmemek için
bu yaklaşımlarını açık açık beyan etmiyorlar. Taliban konusunda pek çok
İslami hareketin de kafası karışık. Bu hareketler halen Taliban'ın
olumlu ve olumsuz yönlerini hakkıyla anlayabilmiş değiller. Bazı İslami
oluşumlar da halen Rabbani ve Hikmetyar gibi kimi eski Afgan
liderlerine bugün saygı gösterip onları ağırlıyorlar. Ben buna da
şaşıyorum. Bugün Afgan halkı nezdinde hiçbir itibarları olmayan bu
isimlerin geçmişlerinden dolayı Afgan liderleriymiş gibi ağırlanması
bir ölüyü diriymiş gibi sanmaya benziyor.
TALİBAN'I İKTİDARA KİM GETİRDİ?
-Son
olarak şunu sormak istiyoruz; Taliban'ın Amerika'nın ve Pakistan'ın
desteğiyle iktidara getirildiği söyleniyor? Sizce bu iddialar doğru mu?
Bazı
harici şartlar bazı hareketlerin gelişmesine etki edebilir. Bu o
hareketlerin illa birileri tarafından kurulduğu ya da desteklediği
anlamına gelmez. Dünya dengelerinin uyumlu olması Taliban hareketinin
hızla gelişmesine olanak sağladı. Ama Taliban Ladin'i teslim etmeyerek
kendi iktidarını da tehlikeye soktu ve birilerinin adamı olmadığını
gösterdi. Taliban'ın kolayca Afganistan'ı ele geçirmesine olanak
sağlayan dâhili etken de Afganistan'da yaşanan iç savaştır. İç savaşta
yorulan halk Taliban'ı kurtarıcı olarak algıladı. Daha önce hiç
siyasete bu denli karışmamış olan Medreselerin iç savaşı sonlandırmak
için sahneye çıkmaları onlara eğilimi çoğalttı. Afganistan'daki iç
savaş döneminde hırsızlık, katliam, tecavüz vb. suçlar o kadar
sıradanlaşmıştı ki Medrese öğrencileri tarafından çok sevilen bir âlim
olan Molla Ömer kendi bulunduğu eyalette bu sorunları çözünce ortaya
kendiliğinden bir hareket çıktı. Molla Ömer'in öğrenci ayaklanması ve
güvenliği sağlaması halk arasında bir umut doğurdu. Daha sonra
Afganistan'ın diğer eyaletleri de Molla Ömer'e biat etti. Taliban'ın
getirdiği sükunet halk tarafından benimsendi. ABD, kendiliğinden ortaya
çıkan bu harekete göz yumarak gelecekte kontrol altına alabileceğini
hesap etti. Hatta Afgan Kralı Zahir şahı geri getirmeye ve Talibanla
Kralın uyumlu ve ABD'ye bağımlı bir yönetim kurulmasına umut
bağlamıştı.

ABD
Taliban iktidarı ele geçirdikten sonra Zahir Şahı kral yapacak, Taliban
mollalarına ise medreselerde ve dini mahkemelerde imkan tanıyacaktı.
Tıpkı 19. Yüzyılda Afganistan'da olduğu gibi. Hatta eski ABD Dışişleri
Bakanı Madeleine Albright, Zahir şahın Afganistan'a dönmesi ve
Taliban'ın yönetimi ele geçirmesi sonucu siyasete fazla müdahale
etmeyeceği konusunda söz almıştı. Albright, Taliban'ın Kabil'i ele
geçirmeden önce batı basınına yaptığı açıklamalarda Taliban konusunda
fazla endişeye kapılmaması gerekildiğini ve işlerin kontrolünde olduğu
söylüyordu. Ancak ne zamanki Taliban Kabil'de iktidarı geçirdi hem
ABD'ye hem de Zahir Şah'a “bay… bay…” dedi. Bu durum ABD'li yetkilileri
çok kızdırdı öyle ki Albright Taliban iktidarı ele geçirdikten sonra
yaptığı açıklamalarda adeta ateş püskürdü. Bu olayların ardından
yaşanan tüm gelişmeleri dünya biliyor…
- Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.
- Ben teşekkür ederim…
timeturk