Sultan Abdulhamid'in vefat yıldönümü
05 Temmuz 2009 Pazar Saat 20:32

Serdar-ı Hakan; Cennet Mekan Abdulhamit Han'ın vefat yıldönümü... Abdülhamit han özel dosyası...
Sultan II. Abdülhamid Han
Babası : Sultan Abdülmecid
Annesi : Tirimüjgân Sultan
Doğduğu Tarih : 21 Eylül 1842
Padişah Olduğu Tarih : 31 Ağustos 1876
Tahttan İndirildiği Tarih : 27 Nisan 1909
Öldüğü Tarih : 10 Şubat 1918
Sultân
Abdülhamid Hân, Osmanlı Padişahları arasında en uzun süre tahtta
kalanlardan biridir; Osmanlı Devleti?ni yakından ilgilendiren çok
önemli olayların saltanatında meydana geldiği nadir padişahlardandır ve
en önemlisi de hakkında en çok eser bulunan bir devlet adamıdır. Bir
iki sayfada onun şahsiyetini ve devrindeki olayları özetlemek mümkün
değildir. Bu sebeple sadece bazı olayların ana hatlarını vermeye
çalışacağız.
Derleyen: M. Fatih Gediman
II. Abdülhamid,
I. Abdülmecid?in 4. Kadınefendisi olan Çerkez asıllı Tîr-i Müjgan
Kadınefendi?den Çırağan Sarayında Eylül 1842 yılında dünyaya gelen
oğludur. 10 yaşında annesini kaybeden Abdülhamid, manevi annesi
Başikbal Perestû Hanımefendi?nin terbiyesi altında büyümüştür. 28 yıl
II. Abdülhamid?in vâlide sultânlığını ifa etmiştir.
Milletin
Sultân Hamid dediği II. Sultân Abdülhamid, şehzâdeliğinin ilk
günlerinde musiki dersleri almış; 1850?den itibaren devrinin
âlimlerinden hat, Arapça, Farsça, Osmanlı Edebiyâtı ve diğer İslâmi
İlimleri ders almıştır. Özellikle hadisden Buhari okuyan Abdülhamid,
devrin Maârif Bakanından politika ve iktisad, Vak?anüvis Lütfi
Efendi?den Osmanlı Tarihi derslerini dinlemiştir.
Kendinden
önceki padişahlardan farklı olarak, Şâzelî tarikatına intisap eden
Abdülhamid, 1879?dan itibaren Kadiri tarikatının derslerini almaya
başlamış ve ömrünün sonlarına doğru Nakşibendi tarikatına da intisap
eylemiştir.
Bu bir kaç satırlık bilgiden anlaşılacağı üzere,
Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatını tam bir İslâm âlimi ve siyâset ve
devlet adamı olmaya vermiştir. Amcası Abdülaziz zamanında ziyâretlerde
ve seyahatlerde bulunan Abdülhamid, Fransız İmparatoriçesi, Avusturya
Kralı, Prusya Veliahdı, Galler Prensi, Fransa Prensi, Şeyh Şâmil ve
Emir Abdülkadir gibi, batılı ve doğulu devlet adamlarıyla tanışmış ve
onlardan istifade etmesini bilmiştir. Babasının tabiriyle kuşkulu ve
sükûtî oğul olan Abdülhamid, kurulduğu yıl Yeni Osmanlılar Cemiyetine
girmiş ve ancak gayelerinin bozuk olduğunu anlayınca ayrılmıştır. Hayat
tarzı itibariyle Sultân Abdülaziz?e benzeyen, şarklı, tam bir Müslüman,
tam bir Osmanlı ve tam bir Müslüman Türk olan Abdülhamid Han, takvâ ve
dindarlığı sebebiyle halk arasında veliyyullah olarak bilinmiştir.
Dedesi II. Mahmûd?a ve Reşid Paşa?ya hayran olduğu ifade edilen II.
Abdülhamid, babası I. Abdülmecid ile ağabeyi Murad?ın alafranga
hayatının devlete ve millete zarar verdiğine inanıyordu. 31 Ağustos
1876?da, akıl hastası olan V. Murad?ın yerine, Midhat Paşa ve Mütercim
Rüşdü Paşa?yı ikna ederek Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamid, dış ve
iç düşmanların bütün gayretlerine rağmen, 27 Nisan 1909 yılına kadar
Osmanlı tahtında oturmayı başârmıştır.
II. Abdülhamid?in saltanat yıllarını ikiye ayırmak ve meseleleri ona göre değerlendirmek şarttır:
BİRİNCİ SALTANAT DEVRİ
(31.8.1876-13.2.1878);
MİDHAT PAŞA VE EKİBİNİN İDAREYİ ELİNDE TUTTUĞU ÇÖKÜŞ YILLARI
II.
Abdülhamid, Midhat Paşa ve ekibini taltif ederek tahta çıkmış ve
maalesef Meclis-i Mebusan?ın kapatıldığı Şubat 1878?e kadar da, idarede
hep onların sözleri geçerli olmuştur. Neticede bu bir buçuk yıl kadar
zaman, Osmanlı Devleti?nin çöküş ve hatta yıkılış yılları olmuştur. Rus
askerlerinin Yeşilköy?e kadar geldiği bu acılı günlerin faturasını II.
Abdülhamid?e yüklemek çok büyük hata olacaktır. Bu devrenin en önemli
olaylarını şöylece özetlemek mümkündür:
Midhat Paşa ve Rüşdi
Paşa?ların meşrutiyetle alakalı şartlarını kabul ederek II. Sultân
Abdülhamid Hân ünvanını alan Sultân Abdülhamid, Aralık 1876?da Midhat
Paşa?nın entrikalarından bıkarak istifa eden Rüşdi Paşa?nın yerine
Midhat Paşa?yı sadrazamlığa getirdi. Osmanlı Devleti tam bir isyan
ülkesi haline gelmiş ve bu durum açık denizlere girmek isteyen
Rusya?nın iştahını açmış olmasından dolayı, Düvel-i Muazzama,
İstanbul?da Tersane Konferansını tertip etmişlerdir. İngiliz baş
mürahhası ve Türk dostu olan Lord Salisbury ısrarla Rus-Osmanlı
savaşına taraftar olmadıklarını söylemesine ve Rus Çarı II. Aleksandr
da, barışçı bir tavır izlemesine rağmen, Midhat Paşa, padişahla
münakaşayı bile nazara alarak Rusya?ya harp ilan edilmesini
savunmuştur. Midhat Paşa ile aynı fikirde olanlar, sadece Rusya?daki
Panslavistlerdi.
Böyle bir dönemde, Osmanlı Devleti Midhat Paşa
ve ekibinin ısrarıyla, 23 Aralık 1876 tarihinde I. Meşrutiyet?i (Taclı
Meşrutiyet veya 93 Meşrûtiyeti de denmektedir) ilan etti ve temel
itibariyle 1960 yılına kadar yürürlükte kalacak olan ilk yazılı
Anayasasını yani Kanun-ı Esâsî?yi ilan etti. Bundan cesaret alan,
Midhat Paşa ve ekibi, ordunun harp istediğini, Rusya?nın yenileceğini
ve İngiltere?nin Osmanlı Devleti?nin yanında harbe katılacağını iddia
ederek, harp ilanına karşı olanları vatan hâini ilan ettiler. II.
Abdülhamid bunlardan hiç birini kabul etmiyordu ve ancak çaresizdi.
Harp tekliflerini incelemek üzere Ocak 1877?de toplanan Meclis-i
Meb?usân?ın 240 üyesinden 60?ı gayr-i müslim idi. Karar, harp ilanının
lehine çıktı ve Osmanlı Devleti?ni yıkılışa götüren bu karar, Rusya ile
Osmanlı Devleti?nin başbaşa kalmasına sebep oldu. Memleketin felakete
gittiğini gören II. Abdülhamid, Midhat Paşa?yı Şubat 1877?de azletti ve
sürgün etti. Bu arada Düvel-i Muazzama, evvela büyükelçilerini
İstanbul?dan çektiler ve sonra da Mart 1877?de Londra Protokolünü
imzaladılar. Tersane Konferansından daha hafif teklifler ihtiva eden bu
konferansı, Rus Çarı kabul etti ve sadece harp isteyen aşırı
milliyetçileri teskin için Karadağ?a Nikşi Kazasının bırakılmasını
istedi. Bunu Kanun-ı Esâsi?ye aykırı bularak reddeden Bâb-ı Âli, Nisan
1877?de büyük Rus-Osmanlı Savaşının yani halkın ifadesiyle 93 Harbi?nin
başlamasına yol açtı. Fiilen Haziran 1877?de başlayan bu harb Ocak
1878?de Osmanlı Devleti?nin her şeyini kaybetmesiyle sonuçlandı. 93
felâketi, Şubat 1878?de Meclis-i Meb?ûsân?ın kapatılmasını ve II.
Abdülhamid?in ikinci saltanat devresinin başlamasını netice verdi.
Tarihçilere göre bu bir buçuk yıllık devreden II. Abdülhamid sorumlu
değildi.
II. ABDÜLHAMİD?İN İKİNCİ SALTANAT DEVRESİ=ŞAHSİ İDARE DEVRİ
(13.2.1878-27.4.1909):
30
yıl kadar süren bu devreye, II. Abdülhamid?in şahsî idare devri veya
muhâliflerinin ve maalesef Cumhuriyet dönemi tarihçilerinden bir
çoğunun ifadesiyle istibdâd devri (devr-i istibdâd) denmektedir.
Bilançoları çok ağır olan 93 felâketinin devleti yok edeceğini gören
basiretli devlet adamı II. Abdülhamid, Meclis-i Meb?ûsân?ın bağımsız
Ermenistan, Pontus ve Kürdistan gibi devletlerin kurulmasını
tartıştığını görünce, 13.2.1878?de Meclis?i fesh etti. Alman Devlet
Adamı Bismark, ?bir devlet millet-i vâhideden mürekkeb olmadıkça,
meclisin faydadan ziyade zarar vereceğini? ifade ederek tasvip etti.
Rus Çarı zaten memnundu. Durumdan rahatsız olan İngiltere, V. Murad?ı
padişah ve Midhat Paşa?yı sadrazam yapmak için Genç Osmanlılardan Ali
Suavi?yi tahrik ederek, tarihe Çırağan Baskını veya Ali Suavi Vak?ası
olarak geçen elim olayı patlattı. Arkasında, İngiliz Büyükelçisi Lord
Elliot ve yerine gelen Lord Layard ile Ali Suavi?nin İngliz ajanı olan
hanımı Mary vardı. 23 ihtilâlcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz
darbe, II. Abdülhamid?i hafiyye denilen gizli teşkilâtını kurarak daha
sıkı idareyi ele almasına mecbur etti.
İç buhranlarla perişan
olan ve her iki cephede de mağlup duruma düşen Osmanlı Devleti,
Yeşilköy?e kadar gelen Ruslarla, İntihar Andlaşması denilebilecek olan
3.3.1878 tarihli Ayastafanos Muâhedesini imzaladı. Ancak düvel-i
muazzama denilen İngiltere, Fransa ve Avusturya yani Almanya?nın bundan
rahatsız olmaları üzerine, 4,5 ay sonra bu andlaşma yok sayıldı ve
13.7.1878?de Berlin Muâhedenâmesini imzalayarak varlığını 30-40 yıl
daha uzatmış oldu. Berlin Muâhedenâmesi de, Osmanlı Devleti?ni,
Romanya, Sırbistan ve Karadağ?a tam istiklâliyet vererek Avrupa?dan
tasfiye ediyordu. Bosna-Hersek Eyâleti Avusturya?ya verilirken, otonom
bir Bulgaristan Prensliği kuruluyordu. Karadağ?a bir kaza bırakmamak
uğruna, devlet, Avrupa?dan siliniyordu.
Berlin Muâhedenâmesinden
cesaret alan Ermeniler, 1895-1896 yıllarında Doğu Anadolu?da
katliamlara ve bağımsız bir Ermenistan kurma teşebbüslerine giriştiler.
II. Abdülhamid, teşkil ettiği Hamidiye Alayları ile bu tehlikeyi
bertaraf etti ve dahi denecek kadar mükemmel olan dış politikasıyla,
büyük devletlerin işe karışmasına mani oldu. Ermeni isyanlarına karşı
sert tedbirler alan II. Abdülhamid, Ermeniler tarafından Kızıl Sultân
diye anılmaya başlandı. İttihâdcılar ve Cumhuriyet dönemindeki sözüm
ona bazı aydınlar da, aynen Ermeniler gibi, bu ünvanı kullanmaya devam
etti. Ermenilerle ilgili batılı devletlerin baskılarını, imtiyaz ve
maddi menfaat gibi her çeşit imkânı kullanarak durdurdu ve İngiltere bu
diplomatik girişimler üzerine Çanakkale Boğazına kadar getirdiği
Akdeniz filosunu geri çekti.
Ermenilerden bir netice alamayan
İngiltere, dış borç batağına sapladığı Hidiv İsmail Paşa?dan Süveyş
Kanalı tahvillerini de satın aldı. Bunun üzerine Mısır?a baskı yapmaya
başladı. 1879?da Hidiv?in azledildiği Mısır, yine sükûn bulmadı.
İngilizlerin Mısır?a hücum etmesi üzerine, II. Abdülhamid?in Mısır?a
başbakan tayin ettiği Arabî Paşa?ya bağlı ordu Eylül 1882?de
İngilizlere yenildi. Artık Mısır, fiilen İngiliz işgali altındaydı.
Bu
arada büyük devletlerin tahriki ile iyice şımaran Yunanistan, Epir
(Yanya) ve Girit Eyâletlerine göz dikerek Osmanlı Devleti?ne harp ilan
etti. Ancak Osmanlı orduları Yunanlıları bir kaç defa mağlup ettikten
sonra Atina?ya kadar yaklaştılar. Yunanistan?ın sulh talebi üzerine,
araya yine büyük devletler girdi ve son söz yine onların oldu. Aralık
1897?de imzalanan İstanbul Andlaşmasına göre, Tesalya geri veriliyor ve
Girit?e muhtâriyet tanınıyordu.
İçte ve dıştaki bütün
menfiliklere, Ermenilerin püskürtülmesi ve Yahudilere Filistin?de arazi
verilmeyerek geri çevrilmeleri sebebiyle bütün Batılı devletlerin ve
lobilerin aleyhteki faaliyetlerine rağmen, II. Abdülhamid, hiç bir
zaman vazgeçmediği ittihâd-ı İslâm (İslâm Birliği) siyâseti sebebiyle
halkı tarafından sevildi ve tutuldu. Neticede Devleti de ayakta
durdurdu. 1902-1903 yıllarında Vilâyât-ı Selâse denilen Kosova (Üsküb
merkezli), Selanik ve Manastır çevrelerinde, Makedonya İhtilâli başladı
ve yine büyük devletler araya girerek Osmanlı Devleti?ne baskı yapmaya
başladı. Ermeni komitacıları ve milletlerarası siyonizmin temsilcileri,
davalarına engel gördükleri II. Abdülhamid?i yok etmek üzere, terörist
Belçikalı Jorris ile anlaştılar. 21 Temmuz 1905?de Cuma Selamlığında
patlayan bomba, Padişahı yok etmek için patlatılmıştı; ama Allah
korudu. İngilizler de boş durmuyordu; 1905?de Yemen?de isyan
çıkardıkları gibi, II. Abdülhamid?in Akabe Kasabasına asker
göndermesine müsaade etmek istemeyen İngiltere ile de savaş için burun
buruna gelindi. İngilizlerin altın verdiği Arap kabileleri Osmanlı
ordusuna saldırdı ise de bunlar bertaraf edildi. İngilizler Hicaz
demiryolu ile Bağdad demiryolunun acısını böylece çıkarmak
istiyorlardı. Neticede Tâbe ve Akabe arasındaki sınır, Mısırlı ve
Osmanlı subayları tarafından yeniden çizildi.
Dış ve iç
baskılara rağmen 30 yıl Osmanlı Devleti?ni büyük sıkıntılarla ayakta
tutan II. Abdülhamid, bu idareyi devam ettirmek için bazı zecrî
tedbirlere baş vurmak mecburiyetinde kalmıştı. Ancak bundan da
önemlisi, Ermeni ve Yahudi meselesi yüzünden bütün basın ve Avrupa
kamuoyu tamamen aleyhine geçmişti. Bu aşırı propagandalara rağmen,
Müslüman halk, veli bildiği Padişaha itaat etmeyi ibadet telakki
ediyordu. Ancak menfi güçlerin tahriki ile genç aydınlar ve askerler
arasında, 93 felaketi ile memleketi sürüklediği uçurum unutularak, körü
körüne bir Midhat Paşa hayranlığı yeniden başlamıştı. Yeni Osmanlılar
veya Genç Türklerin fikirleri yeniden dirildi. 1890 yılında bir kısım
Harbiye ve Askerî Tıbbıye talebelerinin teşebbüsü ile gizlice kurulan
İttihâd ve Terakki Cemiyeti, II. Abdülhamid?in azlini gaye edinen bir
hareket idi ve asker siyâsete yine karıştırılmıştı. Ermenilerin ortaya
attığı Kızıl Sultân iftirası, bunlar tarafından da kullanılmaya
başlandı. Daha sonra anlatacağımız gibi, İttihâdcı Prens Sabahaddin
Bey, Abdülhamid?in Ermeni kâtili olduğunu söyleyecek kadar azıttı. III.
Ordudaki Tal?at Bey, Enver Bey, Niyazi Bey ve benzeri genç subayları da
arasına katan İttihâd ve Terakki Cemiyeti, kazandığı gücü teröre
transfer edecek kadar dengeyi kaybetti. Hareketlerine karşı koyanlara
mürteci damgasını vuran İttihâd ve Terakkiciler, II. Abdülhamid?e temel
hükümleri zaten yürürlükte olan Kanun-ı Esâsi?yi tamamen yürürlüğe
sokmak ve Meclis?i açmak üzere baskı yaptılar. 23 Temmuz 1908?de II.
Meşrûtiyet ilan edildi. Bu iç kargaşadan istifade eden Bulgaristan ve
Bosna-Hersek Osmanlı Devleti?nden ayrıldı ve İttihâdçıların ittihâd-ı
anâsır fikrinin ilk acı meyvesi bu oldu. İttihâdcıların
basiretsizlikleri yüzünden, 240 üyeli meclisin sadece 140?ı Türk olmak
üzere Meclis-i Meb?ûsân 17 Aralık 1908?de açıldı. Azınlıklar, demokrasi
geldi diye devlete bağlanmadılar ve bilakis devlete isyan etmeye
başladılar. Müslümanların kanına giren Sırplar, Bulgarlar, Ermeniler ve
benzeri azınlıklar için af ilan edildi. İstanbul?da Ermeni ihtilâli
yapıldı; ama suçlu Müslümanlar oldu. Bunu fırsat bilen İngilizler ve
diğer Osmanlı düşmanları, Üçüncü Ordudan İstanbul?a sevk edilen avcı
taburları tarafından 31 Mart Vak?ası denilen ihtilali çıkardılar. Asker
ve bunlara katılan hamallar gibi sıradan insanlar, şerî?at elden
gidiyor diyerek devlete karşı ayaklandılar. İttihâdçıların hem
Abdülhamid?den kurtulmak ve hem de muhâliflerini ve samimi dindarları
ezmek için tertip ettiği bu olay, İstanbul?a gelen Hareket Ordusu
tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı.
Neticede Meclis?i
toplayan İttihâdcı Tal?at Bey, 27 Nisan 1909 tarihinde, silah tehdidi
altında Meclis?den hal? kararını çıkardı ve içinde hiç Müslüman Türk
bulunmayan dört kişilik heyetle (Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni
Komitecisi Aram Efendi, Arnavud Es?ad Toptani Paşa ve Gürci Ârif Hikmet
Paşa) hal? kararını II. Abdülhamid?e tebliğ ettirdi. Böylece Osmanlı
Devleti?nin yıkılış trendi, maalesef hız kazanmıştı.
ÇOCUKLARI:
1- Mehmed Selim Efendi; 2- Mehmed Abdülkadir Efendi; 3- Ahmed Nuri
Efendi; Ulviyye Sultân; 5- Nâile Sultân; 6- Zekiyye Sultân; 7- Fatma
NâimeSultân; 8- Seniyye Sultân; 9- Senîha Sultân; 10-Şâdiye Sultân. 11-
Hamîde Ayşe Sultân (Babam Sultânhamid adlı kitabın yazarı). 12- Refî?a
Sultân; 13- Hatice Sultân. 14- Aliyye Sultân; 15- Cemîle Sultân; 16-
Sâmiye Sultân. 17- Mehmed Burhânüddin Efendi. 18- Abdürrahim Hayri
Efendi. 19- Ahmed Nureddin Efendi. 20- Mehmed Bedreddin Efendi. 21-
Mehmed Âbid Efendi .
Kaynak: Osmanlı Araştırmalar Vakfı
Bu yazı toplam 897 defa okundu.