Kafkasya Emirliği Kadısı, Kabardey-Balkar ve Karaçay Birleşik Vilayeti Emiri Seyfullah ile gerçekleştirilen röportajı sizlerle paylaşıyoruz.
Soru:
- Müslümanlar
arasında düşmanlığa tahrik eden bu putperest-milliyetçilere karşı neden
mücadele etmiyorsunuz? Onlarla mücadele etmek polisleri öldürmekten
daha önemli değil midir acaba?
Cevap:
- Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!
Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!
Milliyetçilik ve Müslüman halklar
arasında düşmanlık körüklemek elbette kötülüktür. Milli gelenekler
kisvesi altında, çoktan unutulmuş olan putperestlik geleneklerinin
yeniden dirilişine çağrıda bulunmak da kötüdür. Bu negatif olaylarla
mücadele etmek lazım.
Ancak göz önünde bulundurulmalıdır ki putperestliğin türleri ve
kategorileri var. Ve öncelikli olarak daha tehlikeli ve putperestliğin
hakim türleri ile mücadele etmek gerekiyor.
Bizim toplumumuzda putperestliğin en
önemli ve hakim şekli Rusya’ya anayasası ve diğer kanunları ile hizmet
etmektir. Rusya’ya bağlılık yemini (asker, polis ve siyasi partiler
vs), pasaport alınırken anayasaya saygı duyma yemini, Afganistan ve
Kafkasya’da Müslümanları öldüren ‘Rusya kahramanları’ anıtına çelenk
koyma gibi putperestlik gelenek ve ritüelleri uygulanıyor. Parlamento
milletvekilliği seçimlerine katılma gibi putperestlik gelenekleri de
çok yaygın.
Yani putperestlik sadece taş ve
ağaçlara ibadet etmek değildir. Put, kendisine tanrısal nitelikler
veren bir insan da olabilir. Allah insanları yarattı ve sadece O
insanlar için iyilik ve kötülük sınırlarını belirleme hakkına sahip,
neyin iyi, neyi kötü, neyin adil ve adil olmadığını sadece O biliyor. O
insanı sadece yaratmadı, O aynı zamanda insana tüm hayatını düzene
koyan kanunu ve rehberi gönderdi. Ancak insanlar neyin yasal, neyi suç
olduğunu çözme hakkını kendilerine verdiler, halbuki bu hak sadece
Allah’ın. Onlar, filozof ve hukukçular tarafından düşünülmüş ve daha
sonra parlamentoda milletvekilleri tarafından onaylanmış kanunların
toplum için Allah’ın kanunlarından daha faydalı olduğunu düşünüyorlar.
Gerçekten böyle olduğunu düşünen kişi, namaz kılıyor ve oruç tutuyor
olsa dahi Müslüman değildir.
Peygamber Muhammed’e (s.a.v.) karşı
mücadele eden Mekke putperestleri Allah’ın varlığına inanıyordu, ancak
onlar kendi putlarına tapıyorlardı, kanun koyucuları olarak Ebu Cehil
ve onun gibi kabile reislerini sayıyorlardı.
Günümüz putperestlerinden çoğu da bugün
Allah’ın varlığına inanıyorlar, Onun Yaratıcı olduğuna inanıyorlar,
ancak bununla birlikte çeşitli putlara: devlet başkanları,
parlamentolar, mahkemeler vs. gibi şeylere, tapıyor (onları
tanırlaştırıyor, tanrısal nitelikler veriyorlar).
Bundan dolayı biz, öncelikli
görevimizin, toplum için en tehlikeli olan putperestliğin bu şekline
karşı mücadele etmek olduğunu düşünüyoruz.
Putperestlik halklarımıza ateş ve
kılıçla dayatıldı. Bundan dolayı halklarımız arasında çok tanrılığın
yayılmasının sebebi işgaldir.
İşgal problemi sadece Rusya’nın
Kafkasya’daki askeri varlığı, kafirlerin Müslümanları sürüp onların
topraklarına yerleşmiş olması değildir. En önemli problem kültürel ve
ideolojik yayılmadır.
Bu yayılmanın sonuçları felaket: Alkol
satışı serbest ve halk sarhoş. Uyuşturucu resmi olarak yasaklandı,
ancak aslında her isteyen onu pratikte ceza almadan elde edebiliyor.
Fuhuş kanuna göre takip edilmiyor, bundan dolayı aile kurumu yıkılıyor.
Büyücülük de hiçbir şekilde takip edilmiyor. Bundan dolayı ruh
hastaları artıyor.
Putperestliğin modern şekli hemen her
şeyde, aynı zamanda ekonomide serbestliği yayıyor. Yönetimin suçlu
sistemi tefeciliği (gasp, banka faizi gibi şeyleri) kanunlaştırdı,
teminatsız altın ve gümüşle fonların cirosunu meşrulaştırdı. Onların
kanuna göre enerji, tahıl ve yaşam için gerekli diğer temel şeylerin
piyasasında spekülasyona izin veriyor. Sayılanlar dışında bu sistem
daha başka bir çok suç tablosunu da onaylıyor.
Modern putperest devletlerde yönetim
tamamıyla büyük sermaye sahiplerine ait. Onlar devlet başkanı ve diğer
bürokratları atıyor. Onlar parlamentoya kendilerine gerekli kanunları
emrediyor. Seçimler- kurdan başka değil. Halkın bilinciyle oynayan,
rahip rolünü medya ve yönetimin kontrolündeki din adamları oynuyor.
Ancak bilinçlerin bozulması okul sıralarında başlıyor.
Tek tanrılığa çağrı bu suç rejimlerinde
doğrudan tehlike sayılıyor. Normal vatandaşlardan farklı olarak
yönetimin sahipleri İslam’ı baş düşmanları olarak görüyorlar.
Biz buna bazı yerel bürokratlar
örneğinde ikna olduk. Biz daha önceden safça onların Müslümanlara karşı
İslam’ı bilmediklerinden ötürü düşmanlık beslediğini düşünüyorduk.
Ancak biz onlarla barış diyalogu oluşturmaya çalıştığımızda, açıkça
bize insanları İslam’a çağırmamıza izin vermeyeceklerini, İslam’la
savaşacaklarını söylediler. Bu putperest liderler tek tanrılılığa
düşmanlıklarını gizlemediler. Onlar halka açık konuşmalarında
kendilerinin geleneksel İslam taraftarı olduklarını, sadece ‘terörizm’,
‘ekstremizm’ ve ‘vahhabizme’ karşı savaşmaya çağırdıklarını ifade
ettilerse de özel sohbetlerde gerçek amaçlarını gizlemediler.
Örneğin, yerel parlamento Başkanı
Zaurbi Nahuşev bize, “yönetimin gençlere Kur’an eğitimine izin
vermeyeceğini” söyledi. O şunu da söyledi: “ Biz gençlerimizin camiye
gidip Kur’an okumasını istemiyoruz”. O şunu da söyledi: “ Burada bize
İslam lazım değil” ve nokta. Nahuşev İslam’a nefretini gizlemedi.
Dinimize benzeri bir yaklaşımı olan bir
diğer tanınmış bürokrat Hauti Sohrokov da şu açıklamada bulundu: “
İslam’a ne ihtiyacımız var?! Bizim dedelerimiz putperestti. Rusya
Hıristiyan ülkesi ve burada kimse İslam’ın yayılmasına izin vermez”.
Savcı Ketov da Müslümanlara karşı baskıyı şöyle haklı çıkartmaya
çalıştı: “ Biz ne yapabiliriz? Tüm dünya İslam ile savaşıyor. Biz de
savaşmak zorundayız”.
Onlar, tüm dünyaya açıkça Müslümanları “Allah’ları ile birlikte” yok edeceğini açıklayan yeni liderleri Putin’i takip ediyorlar.
Polislere gelince, onlar da sahipleri
gibi putperestlik dininin hizmetçileri. Onlar anayasaya sadık
kalacaklarına ant içiyor ve tek tanrı inancındakilere karşı
savaşıyorlar. Onlar arasında Müslümanlara sempati duyanların olduğunu
da biliyoruz. Ama biz dış görünüşe göre yargılıyoruz. Bu görünüşlere
göreyse polisler, savcılar, askerler ve hakimler çok tanrılılığın
savunucularıdır. Eğer suç toplumunun her bir üyesi özünde Allah’ın
kanunlarına saygı duyduğunu ispatlarsa, o zaman hiç kimse hiçbir zaman
gereken cezayı vermeyecektir. Elbette biz öncelikli olarak İslam’ın
daha belirgin düşmanlarını öldürmeye çalışıyoruz, ama bu diğerlerinin
kendilerini güvende hissedebilecekleri anlamına gelmiyor.
Biz defalarca emniyet ve benzeri
kurumlarda çalışan yerel vatandaşları, eğer görevlerinden ayrılmak
istemiyorlarsa, hiç değilse sadece toplum düzenini sağlamakla sınırlı
kalmaları konusunda uyardık. Biz onlara, baş düşmanımızın Kremlin
mafyası olduğunu ilettik ve onlardan mücadelemize karışmamalarını rica
ettik. Onların bir çoğu baştan kabul ettiler, hatta geniş çaplı askeri
harekat başlaması halinde silahlarını Rusya yönüne çevireceklerini
söylediler. Ama zamanla Rusya propagandası altında çoğu güçlü İslam
karşıtı bir pozisyon aldılar.
Bu insanların iç yüzünü açıkça gösteren iki örnek getireceğim.
Bir defasında binbaşı rütbeli bir polis sorgu esnasında şöyle bağırdı: “Size Stalin lazım, Stalin!”.
Ben ona, Stalin’in tüm halkları asan bir zalim olduğunu söyledim.
O şöyle cevap verdi: “Demek ki onlar bunu hak etti”.
Ona sordum: “Peki sence bizim suçumuz ne?”.
Şöyle dedi: “ Siz Yermuk cemaati ile berabersiniz”.
Şöyle dedim:
“ Peki Yermuk cemaati şahsen sana ne yaptı? Onlar Gürcistan’dan buraya
döndüklerinde size yerel vatandaşlardan kimseye dokunmayacaklarını
söylediler. Kışı geçirecek ve Çeçenya’ya gideceklerdi”.
Öfkeyle cevapladı: “ Onlar ne yaptı diye halen soruyor musun?! Onlar Osetya’da GRU özel birlik müfrezesini yok ettiler!!”.
Sordum:
“ Senin için ne fark eder ki? Sen kendini Adige ve Müslüman sayıyorsun,
kendisi için endişelendiğin bu özel birlik ise gavurlar, 18 ve 19.
yüzyılda senin halkını tamamıyla yok eden düşmanlarının manevi
mirasçıları değiller mi?”.
O “Ruslar doğru
hareket etti ve Kabardeylerin kendileri suçluydu. Ruslara saldıracak
bir şey yoktu. Eğer Adigeler düzgün davransaydı, kimse onlara
dokunmazdı” dedi.
İşte biz böyle mankurtlarla
savaşıyoruz. Bu insanlar sadece güç dilini anlıyor. Bundan dolayı Yüce
Allah, hayatları ve mallarına acımadan onlara karşı mücadele etmemizi
emretti.
Bir başka örnek.
Kardeşimiz emir
Musa Mukojev (Allah rahmet etsin) yeniden emniyete ‘sohbet’ için
çağrıldı. Onu dini ekstremizmle mücadele bölüm başkanı (Kabardey)
sorguladı.
Konuşmasına şöyle diyerek başladı: “ Biliyorum, eğer siz yönetime gelirseniz öncelikli iş olarak tüm zavallı fahişe ve uyuşturucu bağımlılarını vuracaksınız!”.
Musa şöyle cevap verdi:
“Şeriate göre uyuşturucu kullanan idam edilmiyor, bir kişiye zina
suçlaması yapılabilmesi için ise, gözleri ile zinayı gören dört
güvenilir şahit gerekiyor. Yani sadece zinayı utanmadan insanların gözü
önünde yapan erkek ve kadın idam edilebilir”.
Polis şöyle dedi: “ İşte, görüyor musun, kendin itiraf ettin! Siz bu zavallı kadınları öldürmek istiyorsunuz!”.
Musa ona şöyle dedi:
“ Bu kadınlar birilerinin kızları, birilerinin kız kardeşleri. Böylesi
bir utancı ne kendimiz, ne bir başkası için istemiyoruz. Sonra, sen
kendini subay düşünüyorsun, acaba eşinin seni bir başkasıyla
değiştirmesine izin verir misin?”.
Polis subayı sakince cevap verdi: “ Bizim özgür ülkemiz var. Kanuna göre eşlerin başka bağlantıları olabilir”.
Bu tür örneklere devam edebilirim,
ancak sizlerin de defalarca bu tür insanlarla karşılaşmak zorunda
kaldığınızı düşünüyorum. Ve en hayret vereni de, onların kendilerini
geleneksel Müslüman olarak adlandırma yüzsüzlüğü!
Bu
putperestler ölmeden önce tövbe etmedilerse Müslüman mezarlarına ve
İslam geleneklerine göre defnedilmemeli. Altud köyünde böyle bir olay
olmuştu. Bir kişi öldü ve cesedini yıkamak için toplanan yaşlılar
cesedin göğsünde ‘ateist’ yazan bir dövme gördüler. Yaşlılar cesedi
yıkamayı reddetti. Ölenin yakınları onu haklı çıkarmaya çalıştı: “ O
sadece NKVD’de çalıştı ve bu oraya alınabilmesi için bu dövmeyi
yaptırması gerekiyordu, yoksa Müslümandı”. Ama yaşlılar Müslüman
mezarlığında gavurun yeri yok diyerek o kişiyi defnetmeyi reddettiler.
Soru:
- Adige
sivil örgüt liderlerine yönelik saldırılarla ilginiz var mı? Kendisini
temiz İslam taraftarı olarak düşünen genç insanların polise yardım
ederek muhalefetin miting yapmasına engel olması olayını nasıl
açıklayabilirsiniz. Ben kendim Müslümanım ve ne putperestliğe, ne
Balkarlar veya Karaçaylarla savaşa çağırmıyoruz. Adige sivil örgütleri
Karaçay veya Balkarlara karşı çıkmıyor ve halkları çatıştırmak
istemiyor. Biz sadece vatandaşların çıkarlarını koruyoruz ve toprak
meselesinin adil çözümünü istiyoruz. Kanokov’un istifasını istiyoruz.
Müslüman din lideri olarak yaşananları değerlendirmeniz ve özellikle de
toprak meselesiyle ilgili değerlendirmede bulunmanız gerektiğini
düşünüyorum.
Cevap:
- Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!
Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!
Sivil örgüt liderlerinin dövülmesi ve mitinglerin dağıtılması olaylarına bize bağlı kimse katılmadı.
Bu eylemler için namaz kılan gençlerden birilerini sömürge idarenin kullanmış olabileceğini ihtimal dışı görmüyorum.
Kanokov ve diğer sömürge idare bürokratlarına karşı tavrımızı defalarca ifade ettik.
Hiçbir zaman Kanokov’u desteklemedik ve
bugün de desteklemiyoruz. “Kabardey-Balkar devlet başkanının’ değişmesi
için mücadele etmiyoruz, çünkü o burada hiçbir şeyi bağımsız çözmüyor.
Hatırladığım kadarıyla, ifade ettiğiniz
Adige örgütlerin kendileri Kanokov’a aktif destek vermişlerdi. Bu
örgütlerin liderleri bizi, polis olarak çalışan Adigeleri öldürmekten
ötürü kınıyordu. Ve bugün bu liderlerin açıklamalarından, onların
kendilerini Rusya’ya sadık olarak düşündükleri ve anayasasına saygı
duydukları açıkça görülüyor. Bu liderlerden biri Ekim 2005 olaylarından
sonra Türkiye’deki Adige köylerini ziyaret etti Mücahitlere karşı
kampanya yürüterek bilinçli olarak insanları şaşırttı. Köylerden
birinde “ Nalçik’teki ayaklanmayı, yeni Adige devlet başkanı Kanokov’un
otoritesini sarsmak için Kokov’un adamlarının kiraladığı haydut ve
uyuşturucu bağımlılarının gerçekleştirdiğini” söyledi. O, “bu haydut
gurubunun yiğit Adige polisleri tarafında yok edildiğini” de ekledi.
Başka köylerde olayı başka şekilde sundu. Orada bu olayın gerçekten, bu
yolla Kanokov’a zarar vermek isteyen içişleri bakanı Şogenov’un tahrik
ettiği Müslümanların ayaklanması olduğunu söyledi. O durumu Türkiye’li
Adigelere böyle sundu. O aynı zamanda Kafkasya dışında yaşayan tüm
yurttaşlarımıza, dünyadaki tüm Adigelerin, Adigelerin problemlerini
çözecek olan “yeni devlet başkanını desteklemeleri gerektiği”
telkininde bulundu.
Siz Adige sivil örgütlerinin Karaçay
veya Balkarlara karşı olmadığını, halkları çatıştırmak istemediklerini
söylüyorsunuz. Siz aynı zamanda sade vatandaşların çıkarlarını
koruduğunuzu, toprak meselesinin adil çözümünü istediğinizi
söylüyorsunuz.
Ama, aynı şeyi Balkar sivil örgüt temsilcileri de söylüyor.
Ve aynısını Kanokov taraftarları da söylüyor.
Her biri, hem kendi halkına, hem
komşusuna iyilik istediğini söylüyor. Problem şu ki, her birinin kendi
adalet yorumu var. Herkes biliyor ki, diyalog gerekli, ancak buna iki
şey engel oluyor. Bir taraftan: aklı gölgede bırakan üstünlük kompleksi
ve duygusu. Diğer taraftan: işgal ve halklarımıza bağlanan Rusya
kanunları. Gençlik meselenin duygu yönüyle sürekleniyor, daha büyük
olanlar ise Rusya yasaması ıssızlığına saplandı.
Rusya kanunları hakkında konuşulacak
olursa, öncelikli olarak: Rusya’da kanunlar salakça, bunu Rusların
kendileri de itiraf ediyor. Özellikle toprakla ilgili kanunlar kafa
karıştırıcı ve aptalca.
İkincisi: bu kanunlar bile işlemiyor
ve yerine getirilmiyor, çünkü Rusya’da bağımsız mahkeme yok. Onlar
kararlarını ya ‘yukarıdan’ gelen emir veya ‘yukarıdan’ emir yoksa
rüşvete göre veriyorlar.
Bu toprak meselesi kararının nasıl
alındığı ve kim tarafından alındığı belirsiz. Bu kararların ardında
kimin olduğu belli değil. Bu meselenin hangi düzeyde çözüldüğü bile
belli değil. Bu olaya uzlaşma komisyonu üzerinden biçim verildi,
halbuki herkes biliyor ki, komisyon sadece paravana. Moskova
genellikle, kendisi için hoş olmayan sonuçlardan korktuğunda böyle
yapıyor. Eğer halk ayaklanması güç yoluyla bastırılamazsa, ‘makasçıyı’
belirleyecek ve onu ‘cezalandıracak’ herhangi bir günah keçisi
göndermek mümkün olacak.
Bu meselede bizim tavrımız şöyle:
1. Eğer milli örgütler Rusya yönetimine
karşı isyan edecek olursa (yerel kukla yönetimi veya Moskova yönetimine
karşı olması önemli değil), biz bu örgütlere engel olmayacağız.
2. Eğer bu örgütler diğer Müslüman halklara karşı savaşa çağıracak olursa, savaşı önlemek için müdahale etmek zorundayız.
3. Müslümanları çağırıyoruz: kendi siyasi rakipleri ile mücadelelerinde
sizi kullanmaya çalışanların elinde itaatkar bir alet olmayın. Tüm gücü
en baş tagut Rusya ile mücadeleye yönlendirmek lazım.
4.
Toprak problemiyle ilgili olarak. Bu problemle ilgili adil çözüm sadece
şeriat ile olur, ancak bu zor meseleyi işgal şartlarından çözmek mümkün
görünmüyor. Bundan dolayı toprağımızı ele geçirenlere karşı mücadele
etmeliyiz.
Soru:
- Toprakla ilgili anlaşmazlığa neden müdahale etmiyorsunuz? Zira bu meseleyi İslam’a göre çözmek mümkün…
Cevap:
- Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!
Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!
İşgal şartlarında bile toprak meselesini teorik olarak çözmeye çalışmak
mümkün. Uzlaşma komisyonu toplamak mümkün, ancak sadece milletvekili ve
bürokratlardan değil, aynı zamanda halk arasında gerçekten saygı
duyulan kişilerden toplamak lazım. Komisyona şeriati bilen insanlar
çağırmak, tartışmalı meseleler listesi oluşturmak ve gerekirse bu
soruları otoriter İslam alimlerine göndermek mümkün. Ancak tüm bunlar
teoride. Uygulamada, bunu gerçekleştirebilmek şüpheli. Problem şu ki,
Rusya hastalıklı şekilde şeraitle ilgili her şeye tepkili yaklaşıyor.
Şöyle bir tablo hayal edin: Rusya mahkemesi çözemedi, şeriat mahkemesi
çözdü. Bu Rusya’da anayasa yapısının temelini patlatır.
Neden söz ettiğimin anlaşılır olması için bu meseleyle ilgili bir tecrübemi anlatayım.
2004’e kadar düzenli olarak davaları şeriate göre çözüyorduk. Bize
çeşitli kategoriden insanlar başvuruyordu. Hatta polisler ve hukukçular
bile vardı. Onlar İslam’ı ve şeriati sevdiği için değil, sadece
başvuracakları bir yer olmadığı için geliyordu, çünkü Kabardey ve
Balkar’da başka mahkeme hiç yoktu. Olanları ise mahkeme olarak
adlandırmak mümkün değildi orada herkes satılıyordu ve alınıyordu.
Halk arasında hızla bölgede normal mahkeme olduğu söylentisi yayıldı.
İşgalci yönetim ve Rusya istihbaratı bunda kendi yönetimleri için bir
tehlike gördüler. Bizi gözaltına aldılar ve Petigorsk’a götürdüler.
Hapiste gözaltında iken, kendisini Lübyanki’den albay olarak tanıtan bir kişi beni sorguya çağırdı.
Bana şöyle dedi:
“ Umuyorum ki, ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ mefhumlarının safları
yetiştirmek için düşünüldüğünü biliyorsundur. Sen galiba, bizim senin,
aleyhinde her türlü suçlamayı yapabileceğimizi, tüm hayatın boyunca
hapiste oturabileceğini biliyorsundur”.
Ona sebebin ne olduğunu sordum ve cevap verdi:
“ Sen potansiyel olarak Rusya devleti için tehlikelisin, çünkü
Kabardey-Balkar’da İslam’ı yayıyorsun, bu ise Kafkasya’nın Rusya’dan
ayrılmasına götürebilir”.
Sordum: “ Peki sizce İslam Rusya için neden tehlikeli?”.
Cevap verdi:
“ Sizin propagandanız yüzünden Nalçik sokaklarında çok sayıda sakallı
genç ve tesettürlü bayan, bölgede çok sayıda mescit ortaya çıktı.
Bundan dolayı Rus nüfusun göçü yaşanıyor. İkinci sebep, seminer ve
vaazlarınızda Müslümanın şeriate göre yaşaması gerektiğini iddia
ediyorsunuz. Bununla birlikte Rusya anayasasını şüphe altında
bırakıyorsunuz. Ve şeriate göre yaşamak isteyenlerin sayısı sürekli
artıyor. Bu Kabardey-Balkar’ın Rusya’dan ayrılmasına götürebilir.
Bundan dolayı, ya insanlara şeriat hakkında konuşmayacağını imzalarsın,
ya da hapiste kalırsın.
Sordum: “ Peki bana
seminerde şöyle bir şey sorarlarsa ne cevap vermemiz söylersiniz:
Müslüman Allah’ın Kanuna göre yaşamak istemeli mi, İslam devletinin
kurulmasını istemeli mi? Ne cevap vereceğim?”.
Şöyle dedi: ona şunu söylemen lazım: biz Rusya vatandaşıyız ve kanunumuz Rusya Federasyonu Anayasası.
Bende cevap olarak: Hiçbir söz vermeyeceğimi, FSB lehine Kur’anı tahrif etmektense hapiste kalmayı tercih ettiğimi söyledim,
o da şöyle cevap verdi: “ O zaman sizi yok etmek zorunda kalacağız”.
O zaman beni yargılayacaklarını, uydurulmuş bir suçlama ile en az 25
yıl hapis alacağıma inanmaya başlamıştım, ama ben ve emirimiz Musa
Mukojev o zaman serbest bırakıldı.
Buna sebep, Allah’ın
rahmeti sayesinde Kabardey ve Balkar’daki dalgalanma oldu. O zaman
Rusya’nın Çeçenya’da ağır durumu vardı ve kafiler Kabardey - Balkar’da
da durumu ağırlaştırmak istemedi. Ama İslam düşmanları Çeçenya’da bazı
askeri başarıları elde ettiği gibi İnguşetya’da, daha sonra Kabardey -
Balkar’da ve Batı Kafkasya’da insanları kaçırmaya, öldürmeye
başladılar. Nalçik’te ve diğer şehir ve köylerde mescitler kapatıldı.
Defalarca imam ve vaazcıların (kaza cinayeti olayı görüntüsü ile)
kaçırılma ve öldürülme girişimi oldu. Bunun neye sebep olduğunu herkes
biliyor.
Toprak meselesinin şeriate göre, işgal şartlarında
çözümünün zor olmasının nedenlerinden biri de şeriatin toprak kullanım
düzeni için esnek mekanizma öngörüyor olması. Yasal İslam hükümetinin
olmadığı işgal şartlarında ise, toprak meselelerini düzene kavuşturacak
kimse yok. İşgalci yönetimin kararları şeriate göre yasal sayılmıyor.
Şeriate göre mera ve otlaklar özel mülkiyete veya herhangi bir kabile
veya milletin toplumun kullanımına verilemez. Meralar, su kaynakları ve
yakacaklar, etnik veya ırksal aidiyete bağlı olmaksızın o yerde yaşayan
Müslümanların ortak malıdır. Bu tür toprakların kullanım düzenini
Allah’ın Kanunuyla devleti idare eden hükümet belirliyor. Bu konuda
kesinlikle, bu yerde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan insanlar arasında
yerleşen gelenekler dikkate alınıyor. Tüm tartışmalı meseleleri mahkeme
çözüyor.
Kafkasya Emirliği Şeriat Mahkemesi teorik olarak bu
meselenin çözümünü üzerine alabilir, ancak uygulama olarak biz mahkeme
kararının “darul küfr” yani kafirler tarafından işgal edilen bölge
şartlarında yerine getirilmesini sağlayamayız. Bu şartlarda öncelikli
görev bölgenin serbest kalması ve İslam düzeninin inşası için
mücadeledir.
Kabardey-Balkarlı Bir Gencin Emir Seyfullah'a Mektubu:
- Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillahi Rabbil alemin.
Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuh, Emir Seyfullah! Size
başvuruyorum emirim, çünkü Kabardey’imizde yaşananları daha fazla
seyredemeyeceğim. Son zamanlarda Müslümanların 200 yıl önce
topraklarımızı işgal etmiş olan dış düşmanımızdan soyutlanmaya
başladığını daha fazla görmeye başladım. Bunun delili aslında aynı
inancın birleştirdiği, yan yana yetişen ve büyüyen iki kardeş halkın
karşılaştığı geçen ki miting. Bu ne zamana kadar devam edecek? Dini
topluluğumuzun büyük bölümü size büyük saygı ve güvenle yaklaşıyor
Seyfullah, gençler senin vaazlarını okuyor ve batıl karışmamış gerçek
İslam’ı öğreniyor. Maalesef müftülerimiz ve diğer kamu Müslümanları
Kremlin’e selam duran hahamlar oldular. Bir çok kardeşimizi
kaybediyoruz.
Şimdi Prielbrus’da otelcilik ve mümkün olan
tatil yatırımlarının inşası meselesi aktif olarak gündeme getiriliyor.
Kanokov bak gör bir yıl sonra tüm Cumhuriyeti satın alacak ve onun
halkını paralı iş gücüne dönüştürecek. Halk bunu anlıyor ve şimdi
normal insanları destekleme zamanı, onlarsa bizi destekliyor.
Cumhuriyette şu anda mukavemet organize edebilecek otoriteler kalmadı. (…)
Normal halkla ilişki olmadığında insanlar yakında liderlerini unutmaya
başlayabilir. Zira eğer kutsal kitaba bakılacak olursa, sadece
Peygamberin Mekke’ye dönüşü onu gerçekten tüm Müslüman ümmetin
yöneticisi yaptı ve İslam bayrağı altına binlerce insanı yerleştirdi.
(…)
Bize tavsiyede bulun, elimizden kaçırmadan anı en iyi
şekilde nasıl kullanırız. Yakında yeniden miting olacak. (…) Halkın
aynı yoldan gitmesi için bir şey yapmak lazım, ancak kimse nasıl
olacağını bilmiyor. Herkes otoriter bir söz bekliyor. Cevap ver bize.
Emir Seyfullah'ın Cevabı:
- Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!
Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!
Değerli kardeşlerim! Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh!
Allah’ın sözünü yükseltmek için tavrınız ve isteğinizden ötürü Allah sizi ödüllendirsin.
Sizleri, vilayetimizin muhacirlerinin durumu ve gücünün her geçen gün
artıyor olmasından ötürü sevindirmek istiyorum. Son altı ayda Allah’ın
lütfuyla mütevazi cephanemiz birkaç kat büyüdü. Bir çok kardeşimiz
askeri hazırlık kursundan geçti. Allah’ın lütfuyla komutanlık yapısı
tamamen inşa edildi ve yeni emirlerimiz görevlerini başarılı şekilde
yerine getiriyor. Allah’a şükür yalnız değiliz. Kafkasya’nın diğer
vilayetlerindeki kardeşlerimiz kafirlere büyük zarar veriyor.
Savaş devam ediyor ve kayıp kaçınılmaz, ancak bu bize planlarımıza
uygun olarak belirlediğimiz hedefe gitmeye engel olmuyor. Şehitlerin ve
kanlarının bereketi cihadı besliyor.
Bugün tüm Kafkasya
fokurduyor. Rusya yönetimi işgal ettiği toprakları idare etmedeki
başarısızlığını gösteriyor. Bu sistem krizi. Rusya’da devlet ideolojisi
yok. Birliğin dağılmasının ardından oluşan ideolojik boşluğu devlet
batı demokrasi fikri ve Rus milliyetçiliği ile doldurmaya çalıştı.
Moskova yönetimi altında yaşayan halklar demokrasiyi kabul etmedi,
yayılan milliyetçilik ise devleti dağılmaya götürüyor. Dağıstan kaos ve
anarşinin eşiğinde. Çeçenya ve İnguşetya’da Rusya yönetimi büyük bir
zorlukla tutunuyor, ama sadece terör sayesinde. Kabardey ve Balkar’yada
gerginlik artıyor.
Kabardey - Balkar halklarının bu yönetimin
kölesi olmak istememesi bizi sevindiriyor. Ama bizim insanlara, bir
kukla ‘devlet başkanını’ bir başkasıyla değiştirmenin anlamı olmadığını
anlatmalıyız. Meseleyi bir başka alana taşımalı ve Moskova tarafından
her kim atanırsa atansın durumun başka şekilde değişmeyeceğini
anlatmalıyız.
Bugüne kadar putperest yönetim rahipleri
aracılığıyla insanları kandırmayı başardı. Ama bugün insanlar sanki bu
rüyadan uyandı ve gerçeği kabul etmeye hazır olduklarını ifade
ediyorlar. Bunun için şu etapta önemli olan onların tek tanrılılığa
çağırmak. Ama bunu doğru yapmak, Peygamberler ve Elçiler metoduna
sıkıca riayet ederek yapmak lazım. Bir haftandan az bir süre sonra
inşaAllah biz şeyh Abu Muhammed el Makdisi’nin ‘ İbrahim Dini ve
Peygamberlerin ve Elçilerin daveti” kitabının tercümesini
yayınlayacağız. Bu kitabın tüm postsovyet alanındaki Müslümanların
durumun köklü şekilde değiştireceğiniz düşünüyorum. Onu okuduğunuzda
aslında İslam Davetinin nasıl olması gerektiğini öğreneceksiniz.
Mektubunuzda şöyle dediniz: “ Normal halkla irtibat olmadığından
insanlar kısa sürede liderlerini unutmaya başlayabilir (…) sadece
Peygamberin Mekke’ye dönüşü onu gerçekten tüm Müslüman ümmetin başkanı
yaptı ve İslam bayrağı altına binlerce insanı koydu”.
Siz aynı zamanda şöyle dediniz: “ Halkın aynı yoldan gitmesi için bir şey yapmak lazım…”
Biz halkla irtibatı desteklemeye çalışıyoruz ve durumu dikkatlice takip
ediyoruz. Halkla açıklayıcı çalışmalar yürütmeye çalışıyoruz ve
insanların aynı yoldan gitmesini istiyoruz. Ama biliyoruz ki, doğru
Davet kesinlikle İslam’a göre yaşamayan toplumda dağılmaya götürecek.
Peygamberin halkları birleştirmeden önce, insanlar arasında bölünme
kaydettiğini unutmamalıyız. Putperestler onun hakkında şöyle demişti: “
O bizi akılsız olarak adlandırdı, babalarımızı kötüledi, dinimizi küçük
düşürdü, toplumumuza dağılma getirdi ve tanrılarımızı lanetledi”.
Bizim de bugün insanlara putperestlik sisteminin bozukluğunu
anlatmalıyız. Tüm bu kanunlar, anayasa, mahkeme ve parlamentoları alaya
almalıyız, onları hor gördüğümüzü göstermeliyiz.
Bu mücadeleye
katılmadan önce her birimizin ne için mücadele ettiği hakkında net bir
fikrimiz olmalı. Müslüman bunun sadece toprak veya herhangi daha başka
kaynaklar için olmadığını bilmeli. Bunun tek ilah inancı olanlar ve
putperestler arasında mücadele olduğunu bilmeli. Ancak bugün insanlar
cehalet içinde. Onlar dinlerinin temel esaslarını bilmiyorlar.
İşgalciler onların kafalarını vatanseverlik, hoş görü, demokrasi gibi
yanlış kavramlarla karıştırıyorlar. Televizyon ve gazeteler
aracılığıyla bunlar gün boyu dolduruluyor. Beyinlerini yıkatmayan ve bu
saçmalıklara inanmayanlar sadece korkutuluyor. Rusya’ya karşı mücadele
edilebileceği düşüncesinin tek anlamıyla intihar anlamına geldiği
konusunda etkilenmeye çalışılıyor.
Bizim görevimiz bu
propaganda efsanelerini teşhir etmek, putperestliğin tüm şekilleriyle
dalga geçmek, insanlarda kötülüğe tahammülsüzlüğü yetiştirmek.
İnsanlara, vatanına (insanın doğduğu ve büyüdüğü yere) sevginin veya
anadiline ve onu konuşan insanına sevginin doğal duygular olduğunu
açıklamalıyız. Ama bu duygular din veya devlet ideoloji alanına
taşınmamalı.
Halklarımıza bizlerin İslam ümmetinin bir parçası
olduğumuzu ve Müslümanlar arasında bariyerler olmaması gerektiğini
anlatmalıyız. Müslüman işgalcilerin çizdiği sınırları kabul etmemeli.
Toprak Kabardey veya Balkar olamaz. Eğer bir toprak Hasan adında birine
aitse, biz şöyle deriz: bu toprak Hasan’ın. Söz konusu meralar ise,
buralarda hayvanlarını otlatma hakkı şu ve şu köylerin sakinlerine
aittir diyoruz. Toprağı paylaştırırken köylerin milliyetinden değil
sayılarından yola çıkıyoruz. Bizim Kabardey ve Balkarların beraber
yaşadığı köylerimiz var. Ve şimdi üç yüz yıl önce buralardakilerin
yaşadığı artık önemli değil.
Bizim aynı zamanda insanlara,
sosyal eşitsizliğin vahşi kapitalist kanunların tahakkümünün bir sonucu
olduğunu açıklamalıyız. İslam sermaye sahiplerinin diğer insanları iş
için kiralamasını yasaklamıyor. Biz bunun sömürü olduğunu düşünmüyoruz.
Kapitalizmin problemi başka o tefecilik üzerine kurulu. Tefeciler
(bankacılar) ise Kur’an’da ifade edildiği gibi Allah’ın düşmanıdırlar.
Geçenlerde, köylerimizde yaşayan vatandaşların, kapitalistlerin tüm
topraklarını satın almış olmasından ve şimdi ev inşa etmek isteyen
köyün gencinin büyük paralarla kendi köyünde toprak satın alması
gerektiğinden dolayı şikayetçi olduklarını okudum.
İnsanlara
açıklayın, İslam’a göre zenginler kendilerine ait olan topraktan ev
inşası için ihtiyaç sahiplerine yer vermeli. Hatta bu zengin insanlar
zekatlarını ödedilerse bile yine de Allah’ın kendilerine verdiklerinden
bağışlamak zorunda. Alimler, eğer bir komşunun kovası var, diğerinin
yoksa ve kuyudan su almak için kovaya ihtiyacı varsa, birinci komşunun
kovasıyla diğer komşuya imkan sunması gerekiyor. Eğer o bunu reddederse
ihtiyacı olan komşu, izinsiz kovayı alma hakkına sahip.
Mitinglere gelince, onlarda duygunun öne çıktığını bilmelisiniz. Bize
ise duygusal patlama değil, ciddi, dengeli yaklaşım lazım. Ve Allah
yolunda çalışmaya hazır olmak. Mitingde yapılacak maksimum şey tevhide
çağrı. Ve bu da az değil.
Güce gelince, güç mitinglerde değil, daha çok silahlarda.
Yüce Allah şöyle buyurdu: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği
kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla
Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin
bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz”.
(Enfal 8:60)
Peygamberimizin (s.a.v.) dediği gibi “ Güç, atıştır”. Yani bu gücü hazırlayın. Ve biz hepimize, Allah yardım etsin! Amin!
Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatüh
Kardeşiniz Seyfullah
shamilonline
Bu yazı toplam 386 defa okundu.