'İnsanların merhamet duygularını kazanca çeviren dilencilere para vermek caiz mi?' sorusuna Hayrettin Karaman ve Mehmet Paksu'nun verdiği cevaplar..
Moralhaber.net'ten Dursun Kabaktepe'nin hazırladığı habere göre
Dilenciler; günümüzün en çok konuşulan sorunlarından biri. İnsanların
merhamet duygularına sığınarak bu işi kazanç haline getirerek, ‘Allah
rızası…’ için diyip, el açarak kendilerine acındırıyorlar. Dikkat
ettiğinizde kimileri köşe başlarında, kimileri vur-kaç taktiği ile
hastalık numarası ile karşınıza çıkıyor. Tabii ki birde bu işin kazanç
faktörü var. Onları da televizyonların haber bültenlerinden veya
gazetelerden öğreniyoruz. ‘ Zabıta ekiplerince yapılan dilenci
operasyonunda…’ diye başlayan cümlelerden sonra üzerinden milyonlar
çıkan, evi, arabası olan, dilendiği para ile döviz alan, bankada yüklü
miktarda hesabı olanlar vb… Ya da tek ayağı yokmuş gibi numara yapıp
arabaların arasında dilenen ve kameraları görünce de telaşa kapılarak
küfürler eden, oto yolda yürürken bir anda yere yığılarak ‘gelen var
mı?’ diye etrafına bakanlar mı istersiniz? Var da var. Bu ve buna
benzer örnekleri çoğalmak münkün.
YÜZYILLARDIR DEVAM EDEN HASTALIK: DİLENCİLİK
Tabii
ki, dilencilik sadece günümüzün sorunu değildi. Bu yüzyıllardan beri
devam eden bir hastalıktı bu durum. Bizde 'Dilencilere para vermek caiz
mi?' sorunu İslâm Hukuku Profesörü ve Yeni Şafak gazetesi yazarı
Hayrettin Karaman’a, Moral FM programcısı ve Bugün gazetesi yazarı
Mehmet Paksu’ya sorduk. ‘Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?’ kitabının
yazarı Cemil Tokpınar’da başından geçen ilginç bir anısını anlattı.
PEYGAMBER EFENDİMİZ DİLENCİLİĞİ YASAKLADI
İslâm
Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman Peygamberimiz (SAV)’in dilenciliği
yasakladığını söyledi. Hayrettin Karaman, Peygamber Efendimizin
insanların ihtiyacı olduğu halde istememeyi alışkanlık haline getirmesi
gerektiğini kaydederek ‘Elinin emeği ile yaşamayı tavsiye ettiğini’
belirtti. 'Dilencilere para vermek, Peygamberimizin yasağını da ihlal
etmektir’ ifadesini kullanan Karaman, ‘O yüzden para verilmemelidir’
diye konuştu.
HERKES ÖNCE KENDİ ÇEVRESİNE YARDIM ETMELİ
Dilenciliğin
özendirilmemesi için insanların üzerine düşen görevleri yerine
getrimesi gerektiğini kaydeden Hayrettin Karaman şu örneği verdi:
İhtiyacı olan kişiler tespit edilmeli. Hatta ona da hacet bırakılmadan
herkes önce kendi akrabalarından, çevresinden ve komşularından ihtiyacı
olanları tespit ederek yardımda bulunmalıdır. Herkes bunu yaparsa ‘Ben
nereden bileceğim kimin fakir olduğunu!’ gibi bir bahanede ortadan
kalkmış olur.
TOPLUMUN ŞİFA BULMAZ YARASI
İlahiyatçı
yazar Mehmet Paksu ‘Dilencilik toplumun şifa bulmaz bir yarasıdır.’
ifadesini kullanarak Peygaber Efendimizin hayatından bir örnek verdi :
Bir gün Resulullah‘ın (a.s.m.) huzurunda Ensardan birisi gelerek birşey ister. Efendimiz ona sorar 'Evinde bir şey var mı?'
'Evet,
yâ Resulallah, bir çulumuz bir de su kabumız var' Bunun üzerine
Efendimiz çul ve su kabını getirmesini ister. O kişi alır ve gitirir.
Resul-i Ekrem çulla su kabını eline alır, orada olanlara göstererek,
'Şu iki eşyayı satın alacak kimse var mı?' diye sorar. Sonra sahibe
arasında bir kişi bunları satın alınır. Bunun üzerine Resullah o kişiye
'Bu paranın bir dirhemi ile yiyecek al, diğer kısmı ile balta al, bana
gel.' der. Gelen kişi tavsiyelere uyar ve Efendimiz in yanına gelir.
O’da kendi eliyle o baltaya sap takar ve ‘Al bunu, git odun kes, topla,
sat. Seni on beş gün görmeyeceğim' diyerek o kişi çalışmaya sevk eder.
O adam gider, odun keser, toplar, satar. Resulullahın huzuruna
geldiğinde on beş dirhem kazanmıştır. Bir kısmı ile giyecek, bir kısmı
ile de yiyecek almıştır. Resulullah bunun üzerine şöyle buyurmuştur:
'Dilencilik yüzünden siyah bir nokta olarak Kıyamet gününde gelmektense
şu hâlin ondan daha hayırlıdır.'
DİLENMEK ÜÇ KİŞİYE CAİZDİR
Mehmet
Paksu, Peygamber Efendimizin hadislerinden bir örnek daha verek şunları
söyledi: 'Dilenmek ancak şu üç kişiye caizdir: (1) Toprağa yapıştıran
fakirliğe uğrayana (son derece fakir düşene), (2) altından kalkamayacak
derecede borç altına girene, (3) para bulmak için kan parası yüklenen
kimseye.' Başka bir rivâyette ise dördüncü bir şart getirilir: 'Çok acı
veren müzmin bir hastalığa kapılan kimse ihtiyacı kadar isteyebilir.'
DUHA SURESİ'NDEKİ AYETİN ANLAMI
Paksu,
Duhâ Sûresinde geçen 'Birşey isteyeni geri çevirip azarlama' mealindeki
âyetin farklı olduğunu kaydederek 'Buradaki esas murad, ilmî bir mesele
soranı, birşey öğrenmek isteyeni geri çevirmemektir. Yoksa her isteyeni
boş çevirmemek şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü bu takdirde dilenciliğe
yol açılmış olur.' dedi.
BİR DİLENCİNİN OYUNU
'Sabah
Namanına Nasıl Kalkılır' kitabının yazarı Cemil Tokpınar ise başından
geçen ilginç bir anısını anlattı: Birgün Vakıf Gureba Hastanesi'nin
önünden geçiyordum. Yanında bir erkek çocuğu olan kadın bana yaklaşarak
'Param kalmadı. Bursa'ya gideceğim. Bana yadım eder misiniz?' dedi.
Bende 'Üzerimde pazla para yok, şunu alın.' dediğimde parayı beğenmedi.
Sonra aynı gün Muratpaşa Camii'sine akşam namazına gidiyordum. Bir de
baktım ki (!) aynı kadın bu sefer yanına bir kız çocuğu alıp 'Edirne'ye
gidecek param kalmadı. Ne olur bana yardım edin!' diye dileniyor.
Yanına gittim Dedim ki; 'Hani Bursa'ya gidecektin. Ne oldu şimdi
Edirne'ye gitmek için para topluyorsun?'
O zaman, o da 'Ne yapayım. 5 tane yetimim var. Onun için para topluyorum.' cevabını verdi.
Bende, 'neden yalan söylediğini' sorunca sustu.
Bu yazı toplam 1191 defa okundu.