Şehadetinin yıldönümünde Şehid İmam Hasan el Benna'yı rahmet ve minnetle yad ediyor ve yolundan yürüyeceğimize söz veriyoruz.
İmam Hasan el-Benna
Çağımızda İslam davasının en önemli
öncülerinden olduğu için haklıolarak "İmam" ve "Genel Mürşid" unvanını
alan Hasan el-Benna 1906'daMısır'da doğdu. İlim ehli bir aileye
mensuptu. Küçük yaşlarda İslamibilgi ve terbiyeyle donanan el-Benna
dininin gereklerini yerinegetirmede ve başkalarını da bu konularda
teşvikte çok gayretliydi.Küçük yaşlardayken kardeşiyle birlikte "Emr-i
Bi'l Maruf Cemiyeti"nikurdu.
İslam davasını halka anlatmak ve
onları bu istikamette bir arayagetirmek istiyordu. Bunun için de halka
inmek gerektiğini düşünüyordu.Bu düşüncesini İsmailiyye'de öğretmenlik
yaptığı sıralarda yakınarkadaşlarına açarak beraber çalışmayı teklif
etti. Arkadaşlarıylaberaber İslam'ı tebliğ etmek için kahvehanelere ve
mahalle aralarınagiderek oralarda vakit öldüren halka hoşgörüyle
yaklaşıp sıcaksohbetlerle İslam'ı anlatıyorlardı. Bu yolla sayıları
gittikçeartıyordu. Bu çalışmaları yanında öğretmenlik mesleğini de
sürdürenel-Benna arkadaşlarıyla beraber 1929'da merkezi İsmailiyye'de
olan"Müslüman Kardeşler (İhvanı Müslimin)" cemaatini kurdu.
Çalışmalarınabüyük bir heyecanla başlayan İhvan köy köy, şehir şehir
İslami davayıanlatıyordu.
Bir süre sonra el-Benna'nın öğretmenlik
görevi Kahire'ye nakledildi.Dolayısıyla teşkilatın genel merkezi de
Kahire'ye getirildi. MüslümanKardeşler'in ihlâs ve samimiyetle
yürüttükleri çalışmalar Kahire'debüyük ilgiyle karşılandı ve teşkilatın
çemberi hızla genişledi.Teşkilatın çalışmaları sonucu Mısır'ın birçok
yerinde enstitüler,okullar, hastaneler açıldı. Kahire'de İmam
el-Benna'nın fikirlerinidaha geniş kitleye ulaştırmasını sağlayan
günlük "İhvan-ı Müslimin"adlı bir gazete yayınlanmaya başlandı.
Teşkilat kısa sürede iyicegenişledi ve Mısır dışında birçok Arap
ülkesinde şubeleri açıldı. İslamâlemindeki en güçlü teşkilat haline
geldi.
O tarihte krallıkla yönetilen Mısır'da, kral ve hükümet
buteşkilattan endişe duymaya başladı. Müslümanların İslam
prensiplerinebağlanarak beraber hareket etmeleri halinde sömürgeci
politikalarıntıkanacağından korkan İngiltere, Fransa ve Amerika gibi
emperyalistülkeler de bu teşkilatın önüne geçilmesini istiyorlardı.
Özellikleİngiltere bu teşkilatın dağıtılması için Mısır'a baskı yapmaya
başladı.Sonuçta Mısır bu hareketi yasadışı ilan etti ve
çalışmalarınıengellemeye başladı, ama tamamen kapatamadı. Teşkilatı
kapatmayı veetkisiz hale getirmeyi başaramayan zihniyet onun liderini
tasfiye etmekistedi. Ve çok geçmeden 12 Şubat 1949'da Hasan el-Benna,
Kahire'desokak ortasında vurularak şehit edildi.
Şehid Hasan el Benna'nın biyografisi:
17
Ekim 1906'da Misir'in Mahmudiye kentin de dogan Hasan el-Benna dini ve
ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babasi hadis alimi idi. Hadis
konusunda bizzat kendisinin de yazdigi eserler vardir. Iste böyle ilmi
bir yuvada büyüyen Benna ilim, takva ve zühd atmosferinde çok güzel
yetismistir. Daha küçük yaslarda üstün bir zeka ya sahip oldugu
gözleniyordu. Gece namazlarina ve pazartesi, persembe günleri
oruçlarina devam ediyordu. Küçük yaslarinda Kur'an-i Kerimi yari sina
kadar ezberleyen Benna 15 yaslarinda hifzi ni tamamladi.
Yüzünün
hatlarinda -devamli bir elem ve hü zün görünüyordu. Kalbinde
müslümanlarin dertlerine çareler arama aski vardi. Onun bu hali za man
zâman bazi kötülükleri bizzat kendi eliyle degistirmeye götürüyordu.
Nafile
ibadetlere devam etmesiyle ruhu en ginlesmis ve nefsi daha da
,paklasmisti. Ayrica daha talebelik yillarindaki Islâmi çalismalarin
dan dolayi da genel kültürü oldukça gelismisti. Okudugu medrese de
"kötülüklere karsi mücadele" adinda bir teskilat kurarak bazi önemli
sahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve onlarin
dikkatlerini toplumdaki kötü lüklere çekmeye baslamisti.
Liseden
mezun oldugunda Misir'daki tüm talebeler arasindaki siralamada
besinciydi. Üniversiteyi ise."Darul Ulum"da okumustu. Universiteyi
bitirme imtihanlarini verirken onsekizbin siir beyti ve bir o kadarda
nesir ezberlemisti. Darul Ulum'u bitirdiginde onun ayarinda talebe
yoktu. Çünkü birincilikle bitirmisti.
Üniversiteyi bitiren Hasan
el-Benna Ismaili ye'deki okullardan birine tayin edilmisti. O zaman
Ingilizlerin tüm güçleri Ismailiye'de toplan misti. Okullarda Avrupa
usulü egitim yapiliyordu. Ismailiye bu haliyle sanki Londra'nin muhit
lerinden birini andiriyordu.
Halkin çogu ise bir Ingiliz sirketi
olan "Su veys"te isçiydiler. Hasan el-Benna Ingilizlerin Misir halkini
ezdigini ve onu zelil ettigini görüyordu. Misir halki sanki onlarin
kölesiydi. Her türlü fesat almis yürümüs ve haramlar
mübahlastirilmisti. Özellikle 1924'de Atatürk tarafindan hilafet
yikildiktan sonra bu durum daha da artmisti. Diger taraftan Benna
batililarin Islâmi ortadan kaldirmak için yaptigi çalismalari gördükçe
kalbi parçalaniyordu. Iste Benna o dönemleri anlatirken söyle diyordu:
"Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için
geçirdik. Ve ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan
kaldirmak için ne kadar düsündük. Bu hallerin tesirinden bazen aglama
durumuna gelirdik." Derken Hasan el-Benna kendilerinde hayir alemetleri
olan bazi kisilerle irtibata geçiyordu. Kendisiyle birlikte alti kisi
biraraya gelerek Islâmi çalismalarin çekirdegini olusturmak için
anlastilar. Benna bu kurdugu teskilatina yeni bir isim almamasi için
"Biz Müslüman Kardesleriz" dedi ve cemiyetin adi "Ihvan-i Müslimin"
oldu. Benna ilk davetine Ismailiye'de baslamisti. Çalismalarini
bereketlendiren Allah Teâlâ onun elleriyle kahvelerde zamanlarini bosa
geçiren insanlardan Islâm davasi için mümtaz sahislar yetistirmisti.
Bunlara örnek olarak Islâm davasinin ilk öncülerinden Seyh Muhammed
Fergali Ingiliz komutaninin karsisina dikilmis söyle diyordu: "Beni bu
Ismailiye'den sadece bir kisinin emri çi kartabilir. O da Hasan
el-Benna" ' Hasan el-Benna Ismailiye'deki çalismalari ge nisleyince ve
tüm gayretlerini Islâm için tahsis edince Ismailiye'den Misir'in
baskenti olan Kahi re'ye tasindi. Ihvan-i Müslimin'in merkezini orada
kurdu.
Bütün gayretlerini Islâma davet ve onu tanit ma yolunda
harcadi. Köyleri gezdi, sehirleri do lasti. Gittigi her yere bir sube
açiyordu. Öyle ki bir kaç sene içinde Ihvanin hareketi Misir'in gö zünü
ve kulagini doldurmustu. Her tarafta ona katilmalar oluyor ve Misir'in
evlatlari onun ka natlari altina giriyordu. Bunu gören hükümet Ih vanin
yayilmasindan korkarak onu kontrol etmek için her türlü çareye
basvuruyordu.
Hasan el-Benna'yi gizli istihbarattan bir çok kisi
takip etmeye baslamisti. O nereye giderse on larla pesinden
ayrilmiyorlardi. Derken 1947 se nesinde Hasan el-Benna bazi
mücahidlerini Filis tin'e gönderiyordu. Filistin daglari ve köyleri da
ha önce görmedikleri ender mücahidler görmeye baslamislardi. Evet
Filistin yahudiye kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattirmak
için ölümü hayata tercih eden insanlara sahit olmustu.
Bu arada
Kral Faruk, bu büyük gelismeler den dolayi meseleyi Ingilizlerle
beraber düsünme ye basladi. Özellikle Kral Faruk'un Misir ordusu na
dagittigi silahlarin bozuk oldugunun anlasil masindan ve araplarin
hiyanetlerinin açiga çik masindan sonra Kral Faruk için mesele iyice
teh likeliydi. Filistinde cihad eden Ihvan-i Müslimin Mücâhitlerinin
Misir'a gönderilmesinden korkan Faruk, Müslüman Kardesleri tutuklatip
hapisha nelere dolduruyordu. Disarida sadece Hasan el Benna kalmisti.
Kralin maksadi onu öldürtmekti. Iste bu esnada Mahmud Abdulmecid gizli
is tihbarattan bes kisiyi Benna'yi öldürmeleri için gönderdi. Ve
Kahire'nin en büyük meydaninda Müslüman Gençler Teskilatinin önünde 12
Subat 1949 tarihinde Hasan el-Benna kursunlandi. Te davi için hastaneye
kaldirildi. Bu arada Benna'ya müdahale edilmemesi ve kan kaybindan
ölmesi saglandi.
Böylece ömrünün sonuna kadar teblig için
çalisan Hasan el-Benna ruhunu tertemiz olarak Allah Teâlâ'ya teslim
ediyordu. Cenazesini bir yasli babayla birlikte dört kadin kabre
götürmüstü. Bölgede elektrikler kesilmis ve bu dört kadin dehset verici
bir ortamda tanklarin arasinda Benna'yi götürüp defnetmislerdi. Bütün
bunlar yetmiyormus gibi müslümanlar Benna'nin cesedini çikaripta
gösteri yapmasinlar diye mezarinin basinda nöbet tutturuyordu.
Hasan
el-Benna dünyayi terketmis Kral Faruk'ta Hasan el-Benna korkusundan
rahata kavusmustu. O öldügünde çocuklarina ihtiyaçlarini giderecek bir
sey birakmamisti. Hatta ev kirasini bile verecek durumlari yoktu.
Faruk,
Hasan el-Benna'dan kurtulmustu ama geriye bir problem kalmisti. O da
Ihvan-i Müsli minin Filistinde hala cihada devam eden mücahid
gruplariydi. Bunlardan kurtulmak için Faruk, Misir tanklarina ve
askerlerine Filistin'e hareket emri verdi. Maksadi oradaki Ihvan
mensuplarini tutuklatmakti. Ve tanklar kamplarin etrafindaki duvarlari
döverek mücahidleri ya teslim olmak ya da üzerlerine toplarin
atilmasina razi olmak arasinda seçim yapmaya zorladilar. Mücahidlerde
etrafin cehenneme çevrilmesini istemediklerinden teslim oldular. Oradan
hapishaneye tasinan mücahidler böylece duvarlar arkasina terkediliyordu.
Gerçek
su ki liderlikte büyüklügün belli bir ölçüsü yoktur. Bazen olur ki
büyüklük ilmi yönden olur. Bazen büyük bir fatih veya kesifçi, ya da
bir ruhi terbiyeci yahud da bir siyasi lider bü yük olabilir. Fakat
kaliciligi bakimindan en büyük lider ümmeti yeniden insa eden, yeni
nesille rin yetismesini saglayan ve tarihin gidisatini degistiren
liderlerdir.
Iste Hasan el-Benna bu kalici liderlerden birisi,
belki de yirminci yüzyilda Islâm tarihinde en göze çarpanlardandi. Onun
bu büyüklügü sadece alim olusundan veya iyi bir hatipliginden ya da
siyaset adami olusundan degil, Islâm davasini bina eden yeni bir nesil
yetistirmesinden ve özelde Misir'in genelde de Islâm aleminin tarihini
sars masindandir. Bu gün dahi onun siddetli sarsmasindan olaylar
gidisatini degistirmektedir.
Misir'in yeni tarihini yazmak
isteyen herhangi bir tarihçi, yahut Filistin meselesini yazmak isteyen
birisinin Hasan el-Benna'yi yazmadan bu konulari yazamamasi onun
büyüklügünü göstermeye kafidir.
Tarihçilerin her ne kadar Hasan
el Benna hakkinda kendilerine özgü ayri ayri görüsleri olsa da, hepsi
de olaylarin meydana gelisinde Hasan el-Benna'nin büyük tesirleri
oldugunda ittifak etmektedirler.
Bu olaylar ki yarim asirdan
günümüze kadar hala tesirini devam ettirmektedir. Isterse günümüzdeki
insanlar onun kiymetini bilmesinler ve isterlerse onun hayatinda veya
sehadetinden sonra da onu geregi gibi takdir etmemis olsunlar. Bu durum
bütün liderler için böyledir. Insanlarin veya ileri gelenlerin onun
kiymetini geregi gibi bilememeleri El-Benna'ya en ufak bir zarar
veremez.
Gerçek su ki, Islâm önderleri tarihte hiç bir zaman
insanlar bilsinler ve taktir edip methetsinler diye, çalismamislardir.
Bilakis Islâm onlari öyle özel bir duruma getirmistir ki, tarihte
bizden baska milletler bu önderleri pek bilemezler. Çünkü Islâm onlari
ruhi terbiye ve büyük bir iman üzere yetistirir. Oyle ki o ruhaniyet
özel bir anlayis kazandirmis, hayatin gerçek yönlerini ve varligin
sirlarini ögretmistir.
Islâm onlari öyle yetistirmistir ki en
üstün fedakarliklari yaparlar ve insanliga karsi çok büyük bir muhabbet
beslerler. Iste Islâm önderlerini kendi aralarindaki bazi mizaç
farkliliklariyla birlikte onlarin genel durumu budur. Onlar Allah
rizasindan baska hiç bir sey de istemezler. Sadece Allah'in hesabindan
korkar ve O'ndan sevap beklerler. Yalniz Allah'in indinde itibarlari
olsun isterler. Hiç bir zaman kendileri için rahatlik ve huzuru talep
etmezler, rahatligi ancak Allah'a kavusmakta ararlar. Onlarda söhret
veya methedilmeyi isteme, yahut makam hirsi veya haset bulunmaz.
Onlarin dünya hayati veya sehevi arzulari için herhangi bir is
yapmalari müm kün degildir. Onlar insanlardan karanliklari kaldirmak
için gönderilmis bir nurdurlar. Gökyüzün de devamli olarak parildarlar.
Onlar yeryüzünde ki topraklara karismayan ve en yüksek bina ile en
küçügüne dahi vuran bir günes subesi gibidirler.
Yeryüzündeki
tüm ser güçler, sömürgeciler, krallar, partiler, Ezher Üniversitesi ve
fesat ehli Hasan el-Benna ile mücadele ettiler. O da bütün bunlara
karsi savasti. Halk bizzat kendi menfaatinden cahil kaldi. Hepsi de
Hasan el-Benna'nin yolunu engellemek ve davasindan alikoymak için
çalismalarina ragmen o, yüce daglar gibi, rüzgara ve balyozlara aldiris
etmeden yoluna devam etti. O, yolunu tutmak için belki saga sola
sallanmistir ama bütün tehditlere ragmen hiç bir zaman kasirgalardan
etkilenerek davasindan geriye adim atmamistir. Dünya onun etrafinda
kararmis olsa da, o hiç bir zaman zafere olan kuvvetli imanindan en
ufak bir zayiflik göstermemistir. Karsi kuvvetler ne kadar çok olsa da
ve ne kadar üzeri ne çullansalarda o, hiç bir zaman mücadelesinde
yenilmemistir.
Bütün bunlara ragmen, tipki arkadaslarina oldugu
gibi düsmanlarina bile gönlü açikti. O, hiç bir zaman düsmanlarindan
birine karsi hasetlikten dolayi tiksinmemistir. Çünkü büyük insanlarin
kalbinde hasede yol yoktur. Fakat onun tiksinmesi ve kerih görmesi,
düsmanin batila sap masindan, fesadindan ve iftiralarindandi. Eger
düsmani kötülük ve seryolurida gitmeye devam ediyorsa ve halkin
menfaatlerine zarar veriyorsâ onlardan nefret eder tiksinirdi. Tipki
hakka karsi inatlik eden basiretsizlik göstererek anlayissizlik yapan
ve ahlaki bakimdan davayâ sikinti veren dostlarindan nefret ettigi gibi.
Fakat
Benna bütün bunlara ragmen Rasûlullah'in Uhud günü yaraliyken ettigi su
du ayi devamli olarak ediyordu: "Allah'im sen benim kavmimi hidayete
erdir. Çünkü onlar bilmiyor lar." Düsmanlari devamli olarak ona karsi
hile ve tuzaklari sürdürürken o da düsmanlarina karsi sürekli sefkat ve
nasihata devam ediyordu. Benna'nin bu hali, ta onu her türlü kuvvetten,
makamdan ve yardimcidan yoksun bir halde tek basina karanlikta vurarak
öldürdükleri zamana kadar devam etti.
Evet onu öldürdüler. Onlar
kuvvetli Benna ise zayifti. Onlar hükümran Benna ise bir kenara
itilmisti. Onlar silahli, Benna ise eli bostu. Evet Benna'yi
öldürdüler, simdi onlar katil ve mücrim, Benna ise mutlu ve saadet
içinde.
Daha sonra onlar halkin merhametinden kovulurken, Benna
Allah'in rahmetiyle bagislaniyordu. Onlar simdi bati ülkelerinde
dagilmis vaziyette. Benna ise istirahatgahinda. Allah O'na ve tüm
mücahidlere bol bol rahmet etsin. ( Amin.)
Yazan: Fethi Yeken
Şehid Hasan El Benna ve İhvan-ı Müslimin
"Allah
gayemiz, Peygamber aleyhisselam önderimiz, Kur'an yasamız, Cihad
yolumuz, Allah yolunda ölüm en büyük hedefimiz" Şehid Üstad Hasan
El-Benna
20. Asrın Başları
Geçmişinden Koparılmış, geleceği karartılmış bir Ümmet...
Müslümanların
yaşadığı toprakların tamamı kasaba kasaba, ülke ülke işgal edilmiş,
insanları zincirlenmiş, serveti heder edilmiştir. Orduları dağıtılmış,
medreseleri çökertilmişti. Dinini hurafeler, bidatler kuşatmış,
camileri miskinler mesken edinmişti. Yönetimleri fesada uğratılmış,
birliğin sembolü hilafet önce sulandırılmış, ardından da ilga
edilmişti. Başsız, dağınık, umutsuz, yolsuz, susuz, yapayalnız bir
Ümmet vardı ortada. Peygamberin vekili, dirliğin direği alimler
kavuklarının altında kaybolmuştu. Gözleri görmez, dilleri çözülmez
olmuştu. Hastası hasta, doktoru da hasta bir Ümmet.
Akıl Veren Yok, Yol gösteren yok!
Cesaret
toprağa gömülmüş de üzerine dağlar yığılmıştı sanki. Kimse konuşmuyor,
konuşan dinlenmiyordu. Kellesini koltuğuna alıp konuşan ya sözünü
bitiremiyor ya da bir daha konuşamayacak dilsize dönüştürülüyordu. Kim
kimin adamı, kim nereden geldi belli değildi.
Ne Hac Hacdı, Ne Namaz Namazdı.
Yola
çıkan azdı. O azlarda kasabalarının dar coğrafyalarının sınırlarını
aşamıyorlardı. İman kardeşliği ile sınırları çizilmiş koca toprağı
düşleyemiyorlardı.
Aliminden cahiline herkes, kasabını bekleyen
koyuna dönüştürülmüştü. Kıble namazda Kabe'yi, eylemde batıyı
gösteriyordu. Kimi ecelini bekliyor kimi kestirmeden kurtaracak bir
Mehdi'yi... Aç, açık ve selde saman çöpü gibi bir Ümmet.
Kurtlar Sofrasında Bir Ümmet
Fitne
mi fitne, afet mi afet, Selahaddinlerin, Fatihlerin toprağı bir
mezarlığa dönmüştü. Yiğitler diyarı Anadolu, farklı farklı çizmelerin
çiğnediği yerdi artık. İlim diyarı Mısır yoktu. Ezher bin yıllık
fenerini söndürmüş Müslümanları karanlıkta bırakmıştı. Koca bir
mezarlık!
Akdeniz'in Ortasında Bir Göl Gibi Kalan Mezarlık!
Mezarlıktaki
gönüllü ölüler arasında ses çıkaranlardan kimileri de başlarına
gelenden dinlerini sorumlu tutuyor, neredeyse hristiyan olsak böyle
olmazdı diyorlardı. Koca bir mezarlık!
Ölülerin Çukurlarını Elleriyle Kazdıkları Mezarlık!
Herkes
bir kurtarıcı bekliyor; ama kimse kurtarıcı olmuyordu. Ölüm sessizliği,
pasifliğin kahrı kimlikleri imha etmişti. Dert yanan çok, derman bilen
yoktu. Kendisinden çok şey beklenenler bocalıyor, Ümmeti hayal
kırıklığına uğratıyordu.
Her Gün Yeni Bir Facia, Yeni Bir Şok!
Ve Koca Mezarlıkta 22 Yaşında Bir Diri: Hasan El Benna
1906'ta
Mısır'da doğdu.Alim bir babanın oğluydu. Genç yaşta Kur'an'ı ezberledi.
Yaşından büyük düşüncelerle emsallerinin arasından ayrıldı. Lise
talebesi iken ilk cemiyetini kurdu: "Haramlara Karşı Mücadele
Cemiyeti". Henüz üniversite talebesi iken olaylara sessiz kalan
Ulemanın tavrına tepki gösterdi. Hocalarını örgütleyip sokağa döktü.
Önce
camileri dolaştı. İnsanlara, tarihi şereflerle dolu bir Ümmetin böyle
olmaması gerektiğini, dinlerini yüzüstü bırakamayacaklarını anlatmaya
çalıştı. Camilerde Allah'ın dinini anlattı. Dinletemedi. Camisinde
garip bir İslam'a ağlamak yerine çareler üretti. Olmaz sanılanları olur
hale getirdi.
Ne yazık ki Ümmetin fotoğrafı içler acısıydı. Bir
taraftan hurafe ve bidatler diğer taraftan da bütün olup bitenlere
rağmen parça parça olmuş düşünceler, ayrılıklar... Gemisini kurtaran
kaptanlaşıyor. Baktı ki dediğini anlayan yok kendisine yeni bir yol
belirledi. Yaşadığı yerdeki kahvehaneleri çalışma merkezi yaptı.
İsmailiye'de üç kahvehaneyi kendisine merkez seçti. Her hafta üç
kahvehanede sırayla dersler yaptı. Köyleri dolaştı, mescidleri gezdi.
Sırtında on dört asırlık bir Ümmeti yüklenmiş olarak yola koyuldu.
Yıl: 1928 Mart Ayı:
Konuştuğu
kahvehanelerde onu dinleyenlerden altı kişi bir akşam O'nun evinde
toplandı. Artık, konuşmalarını dinledikleri diriden etkilenmişler, ne
yapmaları gerektiğini sormaya gelmişlerdi. O akşam orada, İslam davası
için yaşamaya ve ölmeye yemin ederek sözleştiler. Sermaye olarak ortaya
ilk önce ruhlarını ve ailelerinin o günkü ekmek paralarını koydular.
İçlerinden biri:
"Teşkilatımızın adı ne olacak?" dedi.
Hasan El Benna:
"Biz İslam'a hizmet için yola çıkmış kardeşleriz. Adımız da İhvan-ı Müslimin(Müslüman Kardeşler) olsun." dedi
Böylece 22 yaşında Müslüman Kardeşler örgütünü kurmuş oldu.
Yedi yaren yola koyuldu. Ashab-ı Kehf mağaraya çekilmişti. Bunlar ise, mağaradan meydanlara çıktılar.
Mezarlıktaki Ölüleri Uyandırmaya Başladılar
Onlar
Allah'a güvenip çalıştılar. Allah sözlerine bereket verdi. Müslümanları
asil kimliklerine çağırdılar. Hurafelerden arınmaya, yeniden bir İslam
kardeşliği kurmaya davet ettiler.
Kısa bir zaman da 'İhvan-ı
Müslimin' büyüdü. Yahudilere karşı cihadı teşfik etti. Filistin
meselesini İslam'ın meselesi olarak gündeme getirdi. Filistinde
savaşacak birlikler oluşturup cepheye gönderdi. Bir tanesinin başında
da kendisi bulundu. Mısırı kemiren İngilizlere karşı ayaklanma
başlattı. Mısır çapında okullar, camiler, fabrikalar yapılmasına vesile
oldu. Medrese açtırdı. Binler, onbinler derken büyük bir kitleyi
uyandırdı.enaz
Kadınların şuurlanması ile özellikle ilgilendi. Müslüman kadınlar örgütü kurdu.
ONUN EN ÇOK BİLİNEN PAROLASI: "İŞLERİMİZ VAKTİMİZDEN ÇOKTUR!"
Hiç
ümitsiz olmadı. Pek nazik ve tatlı dilli oldu. Çaresizliği asla
kabullenmedi. Allah'a itimadını sarsmadı. Olaylardan ve düşmanlardan
daha büyük gördü kendisini.
Namaz vakti, en büyük iş olarak
namazı gördü. Davet zamanı da daveti en büyük eylem gördü. İşleri
arasında sürtüşme olmadı. Din ve dünya, iş ve ibadet, aile ve cemaat
arasında mükemmel bir denge kurdu. Çevresindekilere örnek oldu.
Bıkmadı, usanmadı. Azmi dağlar gibiydi.
Etrafında onun sözlerini dinleyenlere şöyle derdi:
"İşlerimiz vaktimizden çoktur!"
TAŞLARI YERİNDEN OYNATTI, OYUNU BOZULDU
1948'de
Yahudilere karşı cihaddan söz edince İhvan-ı Müslümin yasa dışı ilan
edildi ve kapatıldı. İngilizler onu kara listeye aldılar.
Faaliyetlerine "Müslüman Gençler" adıyla devam etti. O ve
beraberindekiler büyük bir sindirmeye maruz kaldılar. Sevenleri grup
grup tutuklandı. Bir konuşmasında dedi ki: "Ben bu gece rüyamda Hz.
Ömer'i gördüm. Bana, 'Hasan öldürüleceksin.' dedi. Ben de kalktım
sabaha kadar teheccüd kıldım."
1949 yılının şubat ayında özel
aracına el kondu. Ruhsatlı silahı alındı. Yanında korumalığını yapan
iki öz kardeşi tutuklandı. Çevresindekiler, araçlarla bilinmeyen
yerlere götürüldü. 12 Şubat günü bir koferansından çıkarken silahlı
saldırıya uğradı. Olay yerinde ölmedi. Hastaneye kaldırıldı. Polis
hastaneye müdahale etti, tedavi görmesini engelledi. Orada ruhunu
teslim etti.
MEZARLIKTAKİ DİRİ'NİN İLGİNÇ CENAZESİ
Hasan
el-Benna'nın şehadetinden sonra Kahire'de camiler kapatıldı. Erkekler
tutuklandı. Sokaklarda sadece polis ve askerler kaldı. Babası doksan
yaşında idi.
Cenazesi evine getirildi. Cenazesini mezarlığa
götürecek erkek bulunamadığı için, kız kardeşleri ve hanımı tarafından
mezarlığa götürüldü. Namazını sadece kadınlar ve babası kıldı. Mezara
da onlar indirdi.
Tarihte görülüp görülmediği bilinmez bir bedel ödedi.
Ödediği bedele de değdi.
Bir ekol oldu.
Umut oldu.
Örnek oldu.
Onun ardından bütün İslam topraklarında art arda hareketler başladı.
Vücudu öldü, adı ebedileşti. Allah ondan razı olsun. Ona rahmet etsin.
ŞEHİD İMAMIN ON ÇALIŞMA PRENSİBİ
1- Birlik en büyük hedeftir. Kalpler arasındaki bağ güçlü olsun, tek söz üzerine birleşsin.
2- 'Lailahe İllallah' diyen herkes Tevhid çatısı altında beraberimizdedir.
3- Kusuru nefsinde ara, muhalif hakkında iyi şeyler düşün.
4- Tepki verirken bile ahlakı göz ardı etme
5- Tartışma ve Kibir yok
6- Bir meselede doğru birden fazla olabilir
7- İttifak edilen şeylerde yardımlaş, farklı düşüncelere saygılı ol
8- Ortak düşmanı ön planda tut
9-
İş ve üretim ufkunu aç. Her kardeş, -özel hayatındaki işlerine ilave
olarak- hergün bir miktar Kur'an okumalı, yatmadan önce nefsini
muhasebe etmelidir.
10- Yanlış yoldakilere üzülürüz; üzerine çullanıp teşhir etmeyiz.
"İslam;
kulluk ve liderlik, din ve devlet, ruhanilik, iş ve namaz, cihad ve
itaat, Mushaf ve kılıçtır. Bunlar birbirinden ayrılmaz." Şehid Üstad
Hasan El-Benna
Nureddin Yıldız
Cihaderi.net
Bu yazı toplam 1143 defa okundu.